Kendi kendine kalmayı seven, kitaplardan başka dost ve sevgili olmadığına inanan, çocukları, çiçekleri, türküleri ve kuşları seven insanlardan bir insan. Sade vatandaş. Okudukça cahilliğini gören bir okur.
İnsan, kendini içinde bulduğu bu varlık yapısına ya uyum gösterecek ya da isyan edecektir. Kör tesadüflerin sonucu var olduğuna inanılan bir varlık alanına uyum göstermek, insanı daha anlamlı kılmaz. Eğer evrende olup biten, kör tesadüflerle oynanan bir oyun ise ve bu oyuna biz de kendimizi katacaksak, yaratacağımız bütün değerler ve katkılar bu anlamsızlığın bir parçası olmaktan öteye gidemez. Orwell'in 1984'u ve Huxley'in Brave New World'unda olduğu gibi yapacağımız yegâne şey, sosyolojik mühendisliklerle iyi vatandaşlar yetiştirmeye çalışmaktan ibaret olur. Modern dünyanın gidişatı, varoluşçuların anlamsız saydıkları bir dünya ile mücadele etme ve ona anlam katmaktan daha ziyade, bu anlamsızlığa katkıda bulunmaktan ibaret gibi görünmektedir.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Hayat, İkbal'e göre, bütün çeşitliliği ve karmaşıklığı ile sadece Tanrı'nın hakikatinin bir görünümü veya dışa vurumu değildir. Hayatın kendi kendini devindiren, geliştiren, kendini ortaya koyan ve merkezinde ben düşüncesini barındıran bir gerçekliği vardır. Bu sebeple, insanın hedeflemesi gereken şey, kendini aşağılaması, önemsiz göstermesi değil; aksine ifade etmesi, geliştirmesi ve varlığının içsel zenginliğini ortaya koymasıdır. Bizi kendimizi yokluğa mahkûm etmeden veya ben duygumuzu hasara uğratmadan Allah'a yaklaştıracak olan şey, bu ferdiyetimizin tam anlamıyla ifade edilmesidir.
Farabi'yi takip eden çok az filozoftan ilki olarak bilinen Ibn Bâcce'nin (478-533/1085-1138) insan anlayışının Farabi'nin anlayışına taban tabana zıtlığı şu alıntıda daha net görünmektedir.
"Erdem devleti bir hayaldir ve yakın gelecekte insanlığın üzerine böyle bir güneşin doğma ihtimali gözükmemektedir. Filozofun siyasi bir rol üstlenmesi de ihtimal dahilinde değildir. Bu nedenle en doğrusu münzeviliktir. Birey toplumdan mümkün olduğu ölçüde uzak durmalı, kaçınılmaz haller dışında toplumla temas kurmamalıdır, prensip budur. "
İbn Bâcce'nin Mütevahhidine (Yalnız İnsan) bir göz atalım: Burada telkin edilen düşünce şudur: İnsanlardan kaçabileceğin ölçüde kaçarken, akıl yetisini geliştirmeye çalışmalısın.
Hakimiyetin sınırını da insanın sahip olduğu imkân ve kabiliyetler belirleyecektir. Bunu Nietzsche şöyle ifade eder: "Yeteneğinizin ötesinde bir şey istemeyin. Yetinizin ötesinde erdemli olmayın. Gerçekleşmesi imkânsız herhangi bir şey istemeyin kendinizden. "