Kendi kendine kalmayı seven, kitaplardan başka dost ve sevgili olmadığına inanan, çocukları, çiçekleri, türküleri ve kuşları seven insanlardan bir insan. Sade vatandaş. Okudukça cahilliğini gören bir okur.
"İnsanın mücadelesi ne ölmek bilmez bir gizmiş meğer! Şu ince, güvensiz ve çatlak yerkabuğu nedir de üzerinde, kan ve çamura bulanmış para- zitler, yani insanlar sürünüp giderler. "
Ama şimdi içimde iki yeni ihtiras daha yanmaya başladı: güzellik ve öğrenme susuzluğu. Okuyayım, öğreneyim, uzak ülkeleri gezeyim, ben de acı çekip sevineyim... Dünya Yunanistan'dan daha büyüktür; dünyanın acısı bizimkinden çok daha büyüktür ve ateşli özgürlük isteği yalnız Giritlinin ayrıcalığı değil, insanın ezeli mücadelesidir.
Yazı yazan adamın baskıcı, mutsuz bir yazgısı vardır. İşinin doğası gereği sözcükleri kullanmak; yani iç atılımlarını hareketsizliğe dönüştürmek zorundadır. Her sözcük, içinde büyük, patlayıcı bir gücü saklayan çok sert bir budaktır; ne demek olduğunu bulmak için, içinde mermi gibi patlamasına ve böylece hapsettiği ruhu serbest bırakmasına imkân vermen gerekir.
Yazın, ölmekte olan dedemi görmeye gittiğimde, amcalarımdan biriyle bir bostanda uyumuştum; tam uykuya dalacağım bir sırada, birden çevremde "Krr! Krr! Krr!" diye acayip gıcırtılar duydum. Korkuyla amcama sokuldum: "Bu gıcırdayan nedir?" diye sordum. "Korkuyorum!" dedim. Oysa uykusunu bozduğum için sinirli bir halde bana sırtını döndü "Uyu, Kastrolu uyu; ilk kez mi duyuyorsun? Büyüyen karpuzlar onlar!" Babam gözlerini dikmiş bana bakarken yüreğimin karpuzlar gibi büyüdüğünü, çatladığını hissettim.