Kendi kendine kalmayı seven, kitaplardan başka dost ve sevgili olmadığına inanan, çocukları, çiçekleri, türküleri ve kuşları seven insanlardan bir insan. Sade vatandaş. Okudukça cahilliğini gören bir okur.
“Güz şimdi; çevredeki korularda bir sessizlik. Yamaçlar şurada, güneş orada, akşama da ayla yıldızlar çıkacak; hepsi düzeninde, hepsi yüzde yüz; iyilik dolu, sevgi dolu...” diye yazmış Knut Hamsun, ‘Toprak Yeşerince’ isimli kitabında.
Füruğ Ferruhzad’dan “benim ezgim.../ kırık dökük, rüzgar sesi gibi/ keder kokusu dökerdi yorgun gönüllere./ önümde:/ genç bir kışın acı çehresi/ ardımda:/ yazı birbirine katan zamansız bir aşk/ göğsüm:/ hüznün, acının, evhamın mahalli/ güz gibi olsaydım keşke.”
Sabahın yağmurlu rüzgarına kârşı bitirdim. Karşı evin brandasına düşen yağmur damlaları hoş bir his yaydı kulağımdan ruhuma. Adı kişisel gelişim kitabı gibi bir his uyandırsa da tarihi, tanıklık yazıları diyebilirim. Filistin meselesi ve Ortadoğu'nun karışmaya başladığı 2000'li yılların tanıklığı. Hiroşimaların vd. zalimliklerin tanıklığı...Sizler de böyle tarihi belge niteliği taşıyan ancak sıkıcı dili olmayan metinler okumak isterseniz alternatifleriniz arasına alabilirsiniz bu kitabı. Zira insan bir şeyin kıymetini yitirince anlıyor. Ve biz yitirenlerin (vatanını, dilini, özünü, özgürlüğünü) hikâyesini okuyarak yitirmeden de anlamış oluruz belki. Nazım Hikmet'e dair yazı da var hem. Okuduklarımdan öğrendiğim şeyler de var. En başta cehaletimi.... Öğrendiğim bazı meseleler ve bazı farkındalıklar da oldu. Klas duruş gösteren yazarları okumak iyi geldi.