Bu, yağan yağmurla uzaklardaki bir kuyunun suyunun yükselmesi gibi içimde yükselen bir şeydi. Hasret. Ama hasreti çekilen şeyin ne olduğunu bilmiyordum. Bu ne bir insana ne de bir şeye yönelik hasretti. Görünce tanıyabileceğim bir şekli, koyabileceğim bir ismi yoktu, fakat o olmadan noksan kalıyordum. İçimdeki çalkantı ve huzursuzluk dinmiyor, benim olduğunu düşündüğüm hayattan beni uyandırıyordu, çünkü bu hasret dediğim şeyde daha önce tattığım hiçbir meyvede bulunmayan keskin ve lezzetli bir şey vardı.