Kendi kendine kalmayı seven, kitaplardan başka dost ve sevgili olmadığına inanan, çocukları, çiçekleri, türküleri ve kuşları seven insanlardan bir insan. Sade vatandaş. Okudukça cahilliğini gören bir okur.
Aslında nefret ediyorlardı kocalarından da cinsellikten de hayatlarından da. Ama bu yarım şiddet dolu cinsel hayatı olmadan kocalar olmadan yapamıyorlardı.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Kendisi de böyle bir hayat istememişti.
Ama hayat böyle bir şeydi, başına gelen, kuramadığın, yapamadığın.
Kimseye nasıl bir hayat istersin diye sorulmuyordu.
İnternette bir zamanlar aylara Öztürkçe adlar konulduğunu okumuştu. Ocak, gücük, yelin, açaray, gülay, bozaran.. böyle gidiyordu adlar.
Ama tutmamıştı bu adlar. Kimse temmuza biçim, ağustosa derim, eylüle verim demek istememişti. Ama ekim tutmuştu, ocakla aralık da öyle.
Aylara Öztürkçe adlar aranırken çiftçilerin zamanı düşünülmüş olmalıydı, gelecek hiç gelmeyecekmiş gibi, robotlar çağı hiç yaşanmayacakmış gibi, topraklar ve sular zehirlenmeyecekmiş, zaten gaddar insanoğlu daha da gaddarlaşmayacakmış, dünyayı şehirler-metrolar-gökdelenler sarmayacakmış gibi zamanın toprağa bağlı olduğu, zamanı ancak doğanın belirleyebileceği sanılmış olmalıydı. Ama öyle olmamıştı.
Zamanı doğa değil hızlı koşan hayat belirliyordu.
Hayat bazen zamanı bile geçiyordu, öyle hızlı bir koşmak içindeydi dünya.
Dünyanın böylesine hızlı nereye koştuğunu kimse bilmiyordu..