"Ne diyebilirsin sanki?" dedi. "Anladığıma göre zatıâliniz aç kalmadı hiç, adam öldürmedi, çalmadı, suç işlemedi... Öyleyse, dünyayı nasıl anlarsın sen?"
Ve açık bir hor görüyle mırıldandı:
"Olgunlaşmamış bir beyin, gün görmemiş bir ten..."
İş görmemiş ellerim, solgun benzim ve gün görmemiş hayatımdan dolayı ben de utandım.
Ben siyah vapura, gölgelere ve yağmura baktıkça, yavaş yavaş içimdeki acı biçimleniyor; anılar yükseliyor ve o sevgili dost, yağmurla hasretten yapılmış ıslak havada gelip yerleşiyordu. Ne zaman? Geçen yıl mı? Başka bir hayatta mı? Dün mü? Ona veda etmek için bu limana inmiştim. Yine yağmuru, soğuğu, vaktin sabaha karşı olduğunu hatırlıyorum; kalbim yine altüst olmuş kabarıyordu.