Anlattıklarının coşkunluğuna ister istemez kendisi de kapılıyordu. Mutlu olmak, bu mutluluğu başkalarına da iletmek ne denli kolaydı! İnsan her zaman böyle yaşamalı, yaşam hep böyle tatlı geçmeliydi.
Hayatım, yüzüm duvara doğru dönük oturduğum, dışarıdaki kocaman dünyanın seslerini ve hareketlerini duyduğum, ancak kımıldayamadığım ve kardeşlerim ya da tanıdığım diğer insanların aksine, dışında kendi yerimi bulamadığım sıkıcı bir köşeye benziyordu. Sadece bir oluğun içinde aynı şeyleri düşünerek, aynı şeyleri hissederek ve aynı şeylerden korkarak yaşıyormuşum gibi geliyordu bana. Kıstırılmıştım, önüm kesilmişti, hapsolmuştum. Hayal kırıklığıyla sonuçlanan çabalar ve küçük dar düşünceler dışında hiçbir şeyim kalmamıştı.