Daha da kötüsü, büyük bir plak şirketinden (daha doğrusu, Uni- versal'ı arkasına almış, eskiden bağımsız olan butik bir şirketten) gelen adamın Labirentlerle sözleşme imzalamak istediğini anlattığı günü hatırlamıştı. Dan o gün ilişkilerini bu şekilde sürdüremeyeceklerini söylemişti. Üstelik Dan'ın üniversite arkadaşlarından biri ona sözleşme imzaladıkları şirketin gruplarını soyup soğana çevirdiğine, sonunda hepsinin işsiz ve alkolik tiplere dönüştüklerine dair korkunç bir hikaye anlatmıştı.
"Sen de benimle gelebilirsin." demişti Nora. "Sözleşmeyi imzalarsam. Her yere beraber gideriz."
"Üzgünüm, Nora. Ama bu senin hayalin. Benim değil" Onun Oxfordshire'da doğaya yakın bir yerde pub açma hayalini -düğünden önce- kendi hayali gibi benimsediğini bilerek, şimdiki aklıyla, bunu hatırlamak daha da acıydı.
Dan başından beri aslında Nora için endişelendiğini söylemişti: Nora grupla birlikteyken, bir sahnenin yakınından bile geçse panik atak geçirir olmuştu. Ama şimdi düşününce, biraz yönlendirici bir endişeydi bu.
Jurgen, birkaç adım öne çıkarak sokağın diğer tarafındaki yaralılara döndü.Soğuk bir sesle, "Sakın peşimizden gelmeyin,"dedi."Bir dahaki sefere oklarımız kol ya da bacaklarınıza saplanmayacak."
Yaralılar, acıdan çarpılmış yüzleriyle Jurgen'e bakıyorlardı. Hiçbiri, bir daha karşılarına çıkmak istemeyecekti. Jurgen,aslında handa ve ahırda saklanan adamlara yönelik olarak konuşmuştu.
"Kralın Orman Muhafızları'yız biz!"diye bağırdı.
Resmi unvanlarını kullanınca hafifçe gururlanmış ve buna kendisi de şaşırmıştı. "Tiller'ı tutukladık ve işlediği suçlardan dolayı asacağız.İçinizde ona katılmak isteyen varsa buyursun.Ama bizi takip etmeye çalışırsanız hepiniz ölürsünüz.İçinden çıktığınız deliklere girin ve bir daha sakın dışarı çıkmayın.Belki bu şekilde hayatta kalabilirsiniz.Baskınlara devam ederseniz,gelip sizi bulacağız."
Jurgen, birkaç adım öne çıkarak sokağın diğer tarafındaki yaralılara döndü.Soğuk bir sesle, "Sakın peşimizden gelmeyin,"dedi."Bir dahaki sefere oklarımız kol ya da bacaklarınıza saplanmayacak."
Yaralılar, acıdan çarpılmış yüzleriyle Jurgen'e bakıyorlardı. Hiçbiri, bir daha karşılarına çıkmak istemeyecekti. Jurgen,aslında handa ve ahırda saklanan adamlara yönelik olarak konuşmuştu.
"Kralın Orman Muhafızları'yız biz!"diye bağırdı.
Tiller tüm sarhoşluğuna ve Orman Muhafızları'nın sessiz hareketlerine rağmen bir şekilde uyanmıştı. Gözleri açıldı ve doğrularak tepesinde bekleyen kara şekillere bakmaya başladı. Boğuk, peltek bir sesle,"Siz de kimsiniz?" diye sordu.
"Prens Duncan selamlarını gönderdi," diye fısıldayan Farrel, sağ elini kaldırarak Tiller'ın çenesine bir yumruk attı.
...
Berwick, onu merakla izliyordu. "Neden sopanı kullanmadın?"
Farrel gülümsedi. Gözlerinden adeta alevler fışkırıyordu.
"Böylesi daha eğlenceli," dedi.