Kendini artık yaşamın içinde hissetmeyen bu et,
Sürçmekten artık kurtulamayan bu dil,
titreşimlerinin rotasını artık izleyemeyen bu ses
nasıl devineceğini artık unutmuş, kavrayacağı
yeri artık belirleyemeyen bu el,
çizgilerinde artık hiçbir anlamın biçimlenmediği bu beyin,
tüm bunlar, mumyamın diri etten oluşunu sağlıyor ve tanrının önünde bir boşluk örneği olarak duruyor; doğmuş olmamın zorunlu bir biçimde beni bıraktığı boşluk bu.
Tanrı beni umutsuzluğun içine bıraktı, sanki ışıkları bana ulaşan çıkmazlar burcunun ortasına bıraktı. Ben artık ne ölebiliyorum, ne yaşayabiliyorum, ne de ölümü ya da yaşamı istememezlik edebiliyorum.