Bu Tanrı, beni, istediği gibi kullandı, saçma biçimde; beni canlı kıldı, yadsımaların yokluğunda, benim atak yadsımalarımın yokluğunda, düşünülen yaşamın, duyulan yaşamın en küçük kıpırtılarını bile yok etti bende. Yürüyen bir robot durumuna indirgedi beni; ama öyle bir robot ki, bilinçsizliğinin kırıldığını duyumsuyordu.
Ve işte ben, yaşamakta olduğumu göstermek istedim, şeylerin çınlayan gerçekliğiyle birleştirmek istedim kendimi, yazgımı parçalamak istedim.
Ölümü bir sel gibi duyuyorum üzerimde; gücünü bilemeyeceğim, apansız sıçrayan bir yıldırım gibi. Tatlarla ve dolanıp duran labirentlerle yüklü duyuyorum ölümü. Bunun neresinde, benim varlığımın düşüncesi?
«ama ben olağan koşullarda var olmadım
«dölyatağının kapılarından geçmedim bu dünyaya
«doğuşum, dehşetli bir çabalamaydı
«korkunç bir savaş
«adsız bir günah.
«yüzdüm bir irin ırmağında
«ki yoktu daha önce,
«birden oluşmuş, tüm hızıyla bana doğru akmıştı
«geçmemi engellemek için
«ve açık saçık
«bedeni
«bu insanlığın, yeniden üzerime kapamak istemişti yarasının ağzını.
«o sırada bedenim, yeni oluşmuş,
«hiçbir şeyi gereksinmiyordu,
«hiç kimseyi,
«azıcık zaman yalnızca,
«varlık olmak için»
İnsan, kendi hiçliğinin tadına varabilseydi, kendi hiçliğinde dinlenebilseydi; bu hiçlik, herhangi bir varoluş biçimi olmasın, ama tam bir ölüm de olmasın.
«Çektiğim korkunç acı, yaşamdan geliyor. Benim erişebileceğim hiçbir durum yok. Kesin olan şu ki ben, uzun zamandır ölüyüm, çoktan intihar etmişim. İntihar ettirildim, demek istiyorum... Ölüme açlık duymuyorum, varlık olmamaya açlık duyuyorum. »