«ama ben olağan koşullarda var olmadım
«dölyatağının kapılarından geçmedim bu dünyaya
«doğuşum, dehşetli bir çabalamaydı
«korkunç bir savaş
«adsız bir günah.
«yüzdüm bir irin ırmağında
«ki yoktu daha önce,
«birden oluşmuş, tüm hızıyla bana doğru akmıştı
«geçmemi engellemek için
«ve açık saçık
«bedeni
«bu insanlığın, yeniden üzerime kapamak istemişti yarasının ağzını.
«o sırada bedenim, yeni oluşmuş,
«hiçbir şeyi gereksinmiyordu,
«hiç kimseyi,
«azıcık zaman yalnızca,
«varlık olmak için»
İnsan, kendi hiçliğinin tadına varabilseydi, kendi hiçliğinde dinlenebilseydi; bu hiçlik, herhangi bir varoluş biçimi olmasın, ama tam bir ölüm de olmasın.
«Çektiğim korkunç acı, yaşamdan geliyor. Benim erişebileceğim hiçbir durum yok. Kesin olan şu ki ben, uzun zamandır ölüyüm, çoktan intihar etmişim. İntihar ettirildim, demek istiyorum... Ölüme açlık duymuyorum, varlık olmamaya açlık duyuyorum. »
«(Benim yetersizliklerim) canlı köklerdir; sıkıntının kökleridir yaşamın yüreğinde; ama yaşamın karmaşıklığını taşımıyorlar; temellerinden sarsılan bir ruhun kozmik fısıltısı duyulmuyor bunlarda... tam da ruh, kendi zenginliklerini, bulgularını, aldığı esini düzgün bir yapıya kavuşturmaya hazırlandığı sırada, tam da bunun ortaya çıkacağı anda, üstün ve kötü bir irade saldırıyor ruhun üzerine zaç yağı gibi, sözcük - imge bütünlüğüne saldırıyor, duyu kümesinin üzerine saldırıyor ve beni, yaşamın tam kapısının önünde, çırpınır halde bırakıyor.»