Uzun zamandır listemde olan bu kitabıda bitirmiş bulunmaktayım.
İki Şehrin Hikayesi Fransız Devrimi sırasında yaşanan şiddetin, coşkunun, aşkın ve fedakarlığın hikayesini anlatıyor adeta herkesi rüzgar gibi savuruyor. Ama sorun nasıl anlatıyor :( Bazı klasikleri okumaya başlamadan önce gözümü korkutmuyor değil, İki Şehrin Hikayesi de bunlardan biriydi ama hiç beklediğim gibi olmadı. Hikaye adeta su gibi akarken, parçalar yerine bir bir otururken, benimde içim Sydney Carton’un yaptığı fedakarlıktan paramparça, Madam Defarge’ın nefretine karşı öfkeli, Doktor Manette ve ailesinin kurtulacağına karşı olan inancımla hüzün ve sevinçle dolu. Sonunu ağlayarak bitirmek istemesemde elimden bir şey gelmedi.
Kitaptan bir alıntıyı sizinle paylaşmak istiyorum.
"Bu gece o yalnız yüreğinize, tüm içtenliğinizle, 'Şu hayatımda tek bir insanın bile sevgisini, bağlılığını, minnetini ya da saygısını kazanamadım; kimsenin yüreğinde güzel bir yer edinemedim; ardımdan hatırlanacak iyi ya da faydalı bir şey yapmadım,' deseydiniz, o yaşadığınız yetmiş sekiz yıl size yetmiş sekiz ağır lanet gibi gelirdi, öyle değil mi?” (Syf. 409)
Burda gerçekten Sydney Carton’un yanında olup ona sarılmak ve yüreğimde çok güzel bir yer edindiğini söylemek istedim. ( Sonunda herkesin yüreğinde büyük bir yer edindi ama ) Kitapta beni en çok etkileyen karakterlerden biri oldu.( Sevdiği kadın için yapacağı fedakarlığı da burada anlamıştım.) Doktorun zayıflığını güce çevirmesi, kızı Lucie’nin sabrı ve dirayeti, Mr. Lorry’ nin dostluğu ve desteği…Neyse daha çok uzatabilirim ama uzatmayacağım. Okuyun ve derinden etkilenmeye hazır olun derim.