Çağla

Çağla
“Kaybolduğumu söylediler. Oysa ben, içimde kopan fırtınanın adını koymaya çalışıyordum. Rüzgâr sertti, deniz kabarık, gökyüzü suskundu. Ben her dalgada biraz daha kendime çarpıyordum. Yolumu yitirmedim belki, ama eski haritalar artık beni anlatmıyordu. Savruldukça anladım; insan bazen dağılmadan bulamıyor kendini. Bir arayışın içindeyim şimdi. Ne tamamen karanlık, ne tam aydınlık. Fırtına hâlâ içimde esiyor belki ama artık korkmuyorum. Çünkü biliyorum— Her kayboluş, bir gün kendine varacak bir yol saklar.”
Edebiyat
Reklam
O, kelimelerin arasında yürüyen biriydi. Hayatın sert köşeleri canını acıttığında bir kitabın içine kıvrılırdı usulca. Konuşamadığı ne varsa bir başkasının cümlesinde bulur, altını çizdiği satırlara kalbinin izini bırakırdı. Kalabalıklar ona hep biraz yabancı, dünya biraz fazla gürültülü gelirdi. Ama her bir sayfa çevrildiğinde zaman yavaşlar, içindeki fırtına dinmeye başlardı. Ve o, kimseye anlatamadığı yerlerini mürekkebe emanet ederdi. Ve her biten hikâyeden sonra ruhunda küçük bir ışık yanar kimse görmese de o ışık, onu hayata bağlardı. Ve kimse bilmezdi; en çok da sayfaların arasında nefes aldığını.”
Edebiyat