"Benim gibi kocakarıların sevgisi pek masum bir sevgi değil aslında, çıkarcı bir sevgi!.. İhtiyacımız olanı seviyoruz. Oysa siz, hiç ihtiyaç duymadığınız halde annenize karşı bir sevgi taşıyorsunuz. Hepiniz, kendinizi başkaları için feda ediyor ve hapislerde, sürgünlerde çürüyorsunuz. Gencecik bir kız gecenin karanlığında, ayazında yollara düşüyor, kilometrelerce yol yürüyor. Sizler gerçekten seviyorsunuz. İşte bu sevgi, masum bir sevgi! Ben böyle sevmeyi beceremiyorum. Sadece bana ait olanları, bana yakın olanları seviyorum!.."
Ana, "Bu yaptıklarınız için sizi kim ödüllendirecek?" dedi ve içini çekerek yine kendisi yanıt verdi:
"Tanrı'dan başka hiç kimse! Ama sanırım siz de ona inanmıyorsunuz, ha?"
Genç kız başını sallayarak, "Hayır!" dedi kısaca.
Ana heyecanlı bir sesle, "Ben size inanıyorum oysa!" dedi ve kömürlü ellerini önlüğüne silerek derin bir inançla sözüne devam etti:
"Siz dinimizi anlamıyorsunuz. Tanrı'ya inanmayan kendini böyle bir yaşama nasıl adar?"
"Bak, Pavel. Önemli olan kafa değil yürektir! Yürek, insanın içinde öyle bir yerdir ki orada..."
Pavel kararlı bir sesle, "İnsanı kurtaracak olan sadece akıldır," dedi.
Ribin inatla diretti:
"İnsana güç veren yürektir, akıl değil."
Nataşa elinde bir kitapla, lambanın bulunduğu köşeye yerleşmişti.
"İnsanların neden böyle kötü yaşadıklarını anlamak için..." diyordu Nataşa, Ukraynalı ekledi:
"Ve neden böyle kötü olduklarını anlamak için."
"Onların yaşama nasıl başladıklarına bakmalı."