Büyüdükçe yeni duyguları öğrenir, farklı hislerin tadına varırsın.
Çocukken elini sıcak bir şeye değdirdiğinde hissettiğin o ani acı,
zamanla yerini bambaşka yaralara bırakır:
Özlem, kırgınlık, hayal kırıklığı, öfke, nefret, kin, aşk ve heyecan...
Biraz daha büyüdüğünde ise, hayat gelir ve hepsini bir anda siler süpürür.
Kendini bir savaşın ortasında bulursun.
Ordun vardır; göz alabildiğince uzanır askerlerin…
Savaşırsın, canla başla.
Ama sonunda, her şeye rağmen, büyük bir yenilgiyle düşersin.
Ordun dağılmıştır, askerlerin aç ve perişan...
Her yerden kara dumanlar süzülür.
Ve sen yıkılır kalırsın, tam da olduğun yerde.
Günler geçer…
Haftalar, aylar, hatta yıllar…
Ve sonra yeniden kalkarsın ayağa.
Ama bu kez bambaşka birisin.
Ne duman kalmıştır etrafta, ne takviye, ne de bir tek asker.
Yapayalnızsındır.
Üzerinde artık demirden bir zırh vardır,
başında tolgan, elinde kılıcın.
Ve yeniden girersin savaşa.
Belki bu kez kazanırsın…
Ama bilirsin ki, büyük savaşların ardından gelen galibiyetler,
çoğu zaman en derin kayıplarla gelir.
Kazanırsın, ama artık sen yoksundur.
Zaferin ağırlığı,