Kahveci üç-beş ay sonra, hiçbir şey olmamış gibi işinin başına döndü. Artık bu dünyada yerinin olamayacağını düşündüğüm adam yine çay yapıyor, dağıtıyor, oturanlara laf atıyor, şakalaşıyordu.
Sığamadık yeryüzü sofrasına. Kibir denizinde boğulmuşuz da haberimiz yok. Değirmenimiz susmuş, unumuz bitmiş. Fırınlarımız da kararmış kalplerimiz gibi. Artık burnumuzda sıcak ekmek kokusu yerine kan kokusu var...
İkisi de güzel değil belki ama aptalın ve zora gelemeyenin kucaklanıp, korunup kollanması acaba demokrasinin illetlerinden midir diye düşünmüyor değilim. Nerde demokrasi orda elinden tutulup öne çekilen bir seme, nerde demokrasi orda bir tarafı açıklık. Üstelik ihtiyaç sahibinin önünde de değil, başka bir demokratın önünde.