İyi değil bu savaş. İyi değil, oğlum, iyi değil. Savaş mı olur böyle? İhtiyar bir adamım ben. Hem, çok ihtiyar bir adamım. Çok da savaş gördüm. Hey, kendim de savaştım. Bilir misin, benim büyük ağabeyim, benden sekiz yaş büyüğü, Plevne'de öldü. Küçüğü de bin dokuz yüz dörtte. Evet, evet, biz de savaştık. Zaman oldu Türk bizi vurdu, zaman oldu biz Türk'ü vurduk. Türk iyi insan... Türk teslim olmaz; ölünceye kadar savaşır. Onlar bizi öyle kahpece vurmazlardı. Benim köylü esir düştü Balkanlar'da. Otuz yıl yaşadı Türk topraklarında. Her gün Rusya'yı özlemiş Türk'ün elindeyken. Sonra döndü Rusya'ya, ama ömrünün sonuna kadar Türk! Türk! Ne güzeldi Türk topraklarında, diye içini çekti. İşte öyleydi o zamanlarda savaş. Ama şimdi... Ho, ho, oho! Kardeş kardeşi vuruyor. Hem kimi? Tatarları! Ben yirmi yıldır işte şu evde yaşıyorum. Tatarlardı komşularım. Gerçeği bilmek ister misin? Söyleyeyim sana. Ziyan görmedim ben Tatarlardan. Müslüman olmasına Müslümandı onlar da. Onlar da Türk'e benziyorlar, ama Tanrı var, Tanrı! İyi insanlardı. Ama bizimkiler ne yaptılar Tatarlara? Yanköy'de Tatarları kurşuna dizdiler, birçoğunu da ağaçlara astılar. Bütün gün pencereden şu ölülere bakıyorum ve kendi kendime, haksızlardı bizimkiler diyorum.