Üç derin yarayla öğrendim aşkın, ayrılığın ilk adımı olduğunu. Birisi kalbimdedir; dünyaya katacağı bir güzellik kalmamıştır. Birisi gözbebeklerimde; hüzünle bakar gençlere. Birisi suyu kesilmiş ırmaktır alnımda; yıllardır taşlar ve keder akar yatağından. Şükrü Erbaş
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bir zamanlar -yani savaş sırasında- yani kendisinin daha delikanlılığının ilk yıllarında ve ne korkunç yıllardı onlar, arpa ekmeği yerlerdi ve uzak köylerden yiyecekleri gelirdi ve kıtlık, açlık savaş bir aradaydı ve dövüşmüşlerdi Kuran için, Halife için ve Fransızı kenti terk etmek zorunda bıraktıkları zaman kurtulduklarını sanmışlardı. Oysa sonradan olanlar bambaşkaydı. Uğrunda savaşmadıkları ve savaşmayı akıllarına getirmedikleri şeyler olmuştu. Ne uğruna savaşmışlarsa sanki savaşla onu ortadan kaldırmak istemişler gibi bir sonu olmuştu. Kimsenin beklemediği bir şeydi bu ama gene de çok kimse farkında değilmiş gibiydi bunun. Ya da sanki herkes kâfir olmaya teşneymiş gibi, bir kendisi fark etmişti gerçeği, bir de asılan birkaç arkadaşı. Şimdi biliyor ki asılan arkadaşlarının uğrunda asıldıkları şeyler de bugünkü insanların anlayabileceği şeyler değildir ve anlamazlar ve belki kendileri de bir kez daha asmaya kalkışırlar ama onlar yani asılanlar yani savaş verenler kendilerini asan insanlar kurtulsunlar diye savaşmışlardı ve asıldıkları şeyler için savaşmışlardı. Bunu kim anlayabilir, kim? Kim?
Beklemek tüm anlamın kendisiydi, bekler ve düşünürdü. Boşuna olamazdı, hiçbir şey boşuna olamazdı, boşuna değildi, sebepsiz yersiz değildi. Bekliyordu ve beklediği gelecekti. Yalnızlık somut konumuna göre yalnızlık, yoksa yalnız duymazdı kendini. Sezgilerini alabildiğine inceltmiş, bileylemişti.