"Dertliysen ağaca yaslanıp oturma evladım, derdin ağaca geçer" diye öğüt verirmiş Allah dostları.
Kimsenin kapısına, yamacına derdinle, öfkenle, küçümsemeyle, haset ve kinle varma;
hep dostlukla, inşirahla var.
Kendinle dost olup da öyle gir gülşene.
Hiçbir çiçeğin rengi, hazanından incinmesin. Böylece sözün bahar olsun, ayağın Hızır,
elin Lokman.
Ateşi boğ, tuzu gözyaşı kıl, inciyi bağrında uyut, su gibi aziz ol.
Kemal Sayar'ın 'Hikem' den İlhamla' adlı yazısından
Kendine dönen şeylerin eşsiz dinginliği için
Korkunç hüzünlerin artık uğramadığı
O içsel semanın pencere kenarında
Aşkın her şeyi masum kıldığı
Saflığın ilahi yalnızlığında
Kalabilirim bir duanın sonsuz avuçlarında
Zorlu bir harfin zirvesine göz dikebilirim
Kentin bankaları kuşatmışsa da çepeçevre yöresini
Göğü unutmuş, harfleri gömmüşse de toprağa
Giderim o ruhun fethine, kuşanıp gülleri
Demiri yumuşatacak sözleri mendillere sarıp
Kalbini bin yıllık karanlıklardan kurtarmaya
Yaşayabilirim ve inanabilirim Allah'ım hayata biraz daha
Benden başka, hatıra diyerek sahip çıkanı bile olmayan bu eski püskü eşyalara, aslında hiç kimseyi ikna etmeyecek anlamlar yükleyecek olurum, vazgeçerim. Beni çocukluğumun yoksul evlerinde gezdiren bu eşyalara bağlılığımı ben de tuhaf buluyorum. Fakat hayattan daha çok ölümle bağ kuran evleri unutamıyorum.