Sokrat'tan sonra talebesi Eflâtun, onun akılcı felsefesini devam ettirdi. Ancak Yunanistan'da doğan akılcı felsefe, Doğu dünyasındaki köklerinden gelen esasları ortadan kaldırıp yok etmemişti. Hint'ten gelen ve insan ruhunun kendi içine kapanması ve kendi derinlerine inmesi esasına dayanarak mistik (mystique) karakteri alan felsefi düşünüş, Yunan'da Eflatun tarafından benimsendi. Eflâtun, duyularla tanıdığımız dünyamızın dışında, hakikat olan ve bütün gerçek varlıkları ihtiva eden, ancak aklın tanıyabildiği bir dünyanın varlığını kabul etti. Ruhla ilahî Varlık arasındaki bağıntıyı, ruhun ilahî Varlıktan kopup ayrılmış bir damla olduğunu söylemekle açıkladı.
Yunan'da akla dayanan felsefe, milâttan beş asır önce Sokrat tarafından kuruldu. Sokrat'tan önce, yalnız eşyanın gerçek yapısının bilinmesini kendisine konu edinen felsefe, Sokrat'ta insanın iç dünyasına çevrildi; böylece fizikten ahlâka yükseldi. Bu olayın içtimaî sebebi araştırılırsa, o devirde yaşanan Yunan ahlâkının düşüklüğü ile Yunan dininin hayatı idareye iktidarsız oluşunda bulunacaktır. Filhakika Sokrat bütün ömrünce Atinalıların din ve ahlâkiyle mücadele etmiştir. Nihayet, bu yüzden Atinalılar tarafından suçlandırılmış ve ölüme mahkûm edilmiştir.
Mesnevî'de şöyle geçer:
Gözü, inâyet ve ihsândan başka ne açabilir?
Öfkeyi, muhabbet ve sevgiden başka ne söndürebilir?
Tevfik-ı ilahi olmadan kişinin gayreti neyi halleder?
Çünkü doğruyu en iyi bilen älemde yalnız Allah'tır. Fir'aun'ın gayreti, tevfik-ı ilahisiz idi.
Bu yüzden, her ne yaptıysa dağıldı ve perişan oldu.