Çağla

Çocuğunu kaybeden bir anne için yaşanan her yeni gün ilk gün gibidir. Bu acı hiç yaşlanmaz. Yas giysileri yıpranıp ağarsa da, yürek hep karanlık kalır.
Reklam
"Bir kadının böyle bir aşkı reddettiği gün dağların yerinden oynayacağını sanırdım. Ah! İsteseydin!.. Ah! Ne kadar mutlu olabilirdik! Kaçar giderdik. Seni kaçıracaktım, bir yerlere gidip dünyanın en çok güneş alan, en ormanlıklı, göğü en mavi yerine yerleşecektik. Birbirimizi sevecek, ruhlarımızı birbirlerine karıştıracak, birbirimize karşı hissettiğimiz büyük susuzluğu, aşkın kurumak bilmez çeşmesinden birlikte ve hiç durmadan içerek giderecektik."
"Üşüyorsun, gece gözlerini kör ediyor, zindan seni her yandan sarıyor, ama belki de yüreğinin derinliklerinde seninle oyun oynayan o beş para etmez adama karşı duyduğun çocuksu aşkın parıltıları vardır! Oysa ben zindanı içimde taşıyorum, içim kışla, buzla, umutsuzlukla dolu, ruhum karanlık."
"Gözlerimin önündeki yaratık ya cennetten, ya da cehennemden gelmişçesine insanüstü bir güzelliğe sahipti. Bu dünyaya ait değilmiş gibiydi ve içi kadın ruhunun titreşen ışınlarıyla solgunca aydınlanmış sıradan bir kız değildi. O bir melekti! Ama ışığın değil, alevin, karanlıkların meleğiydi."
"Gündüz herkesindir. Beni neden hep geceye mahkûm ediyorlar?"
Reklam