însan ünsiyet ile nisyan arasmda gidip gelen bir sarkaçtır. Alıştığımız şeyleri ben denilen kâğıt kaleye yaklaştırıp içine sokuyoruz. Alışmadığımız / kenara attığımız / unutmayı seçtiğimiz şeyleri ise "öteki” deyip kâğıt kalemizin uzağına fıriatıyoruz.
Tam iktidar yoktur, tam hatırlayış yoktur, tam unutuş yoktur, tam ben yoktur, tam sen yoktur ve tam öteki yoktur. Henüz şekle girmemiş süreçler vardır. Bizim acılarımız ve arzularımız tamamlanmamışlığın firtınalı denizinde devam eden dalgalardır. Tanrının ruhu hâlâ evren denizinin sulan üzerinde yüzmektedir. Biz şekilsiz (inanis) ve “hâli” (vacue) olan yeryüzünü şekillendirip evren denizindeki tanrısal "hareket"in (ferebatur) yansımasını sürdürmek durumundayız ve fakat bunun bilincinde değiliz. İçimizdeki boşluk ve bunaltı, "çöle düşmek”ten değil çölün kumlarıyla bütünleşememekten doğmuştur. Çünkü hâlâ "ben" kelimesine âşığız. Yaşadığımız uzun düşlere hakikat, rüyalarımızda ışıyan hakikat kırıntılarına ise hayal deyip geçiyoruz.