Spinoza'nın dine ters düşen 'Deus sive Natura' [Tanrı veya Doğa] görüşünde rahatsız edici (veya kimine göre cezbedici) bir ikiyüzlülük vardır: Bilimsel basitleştirmeyi önererek doğaya bir kişilik mi kazandırıyordu, yoksa Tanrı'yı mı kişiliksizleştiriyordu? Çok daha üretken olan Darwin'in bakış açısı, Doğa Ananın aklını (yoksa sadece akıl gibi mi görünmektedir?) Bu kendi kendini yaratan şeyin mucizevi ve gizemli olmayan -dolayısıyla daha da muhteşem olan- bir özelliği biçiminde görmemizi sağlar.
Bir yazı-tura turnuvasını kazanan herhangi biri özellikle diğer yarışmacılar hakkında doğrudan bilgi sahibi değilse, kendisinin sihirli kuvvetler tarafından kutsandığını düşünme eğiliminde olur. Hiçbirinin bir turnuvaya katıldığını bilmediği 1024 "yarışmacının" bulunduğu 10 rauntluk bir yazı-tura turnuvası düzenlediğinizi varsayın. Bunların her birini ayrı ayrı karşınıza alıp: "Tebrikler dostum, ben Mephistopheles'im. Şimdi sana büyük bir güç bahşedeceğim ve bu sayede birbirini takip eden on yazı-tura atışını hiç kaybetmeden kazanacaksın!" dediğinizi düşünelim. Bu şekilde 1024 enayinin birbirleriyle çiftler halinde karşılaşacağı ve içlerinden birinin kazanacağı bir turnuva düzenlediğinizi hayal edin (Yarışmacıların sizinle olan ilişkileri konusunda birbirleriyle sohbet etmelerine fırsat tanımayacaksınız. Yarışma bitiminde 1023 kaybedeni uğurlarken hepsinin kulağına, sizin Mefistofeles olduğunuza inanacak kadar avanak olduklarını 'sotto voce' [fısıltıyla] söyleyeceksiniz). Kazanan kişinin -ki sadece bir kişi kazanmış olmalıdır- kendisini Seçilmiş Kişi sanması için kanıt elde etmiş olacağı kesindir; ama buna gerçekten inanıyorsa, "geçmişe dönük miyopluk" dediğimiz bir algı yanılgısına düşmüş demektir. Kazanan kişi turnuvanın başından beri tek bir şanslı kişi olacak şekilde kurgulandığını, o kişinin de şans eseri kendisi olduğunu göremez.
Evren zaman bolluğu içinde sonsuz sayıdaki farklı "fizik yasasının" denenebileceği bir yapıda şekillenmiş 'olsaydı' ve biz de mevcut olan bütün doğa yasalarının sadece bizim için böyle yaratıldığını düşünseydik, az önceki yarışma örneğinde gördüğümüz yanılgıya düşmüş olmayacak mıydık? Bu argümandan çıkarılacak sonuç, Evrenin yapılanmış veya yapılanmak zorunda olduğu için var olabildiği değildir. Çıkarılması gereken ve çok daha mütevazı
Bu bölümün ilk taslaklarından birisini görmüş olan bir okuyucu, bu noktada bir eleştiride bulundu. Dawkins'in ve benim, Tanrı hipotezinin herhangi bir bilimsel hipotez gibi bilimsel standartlar ve akılcı düşünce bağlamında ele alınabileceğini varsayarak, insanların Tanrı'ya olan inançlarını zaten her türlü mantığın ötesinde gördükleri ve dolayısıyla onun dünyevi yöntemlerle test edilebilceğini düşünmedikleri gerçeğini göz ardı ettiğimizi belirtti. İnanca ait olan bu alanda bilimin tüm gücüyle uygulanabillir olduğunu varsaymamızın kendisine sadece sevimsiz değil, aynı zamanda mesnetsiz geldiğini ifade etti.
...
Dini inanç konusunda 'akıl yürütmek' istiyorsanız ve dini inancın, inanmanın özel bir türü olduğuna dair akılcı bir gerekçe sunmak (ve karşı taraftan da akılcı bir yanıt almak) istiyorsanız, ben oyuna dünden razıyım. İnancın varlığına hiçbir itirazım olamaz. Benim anlamak istediğim şey, inancın bize 'gerçeğe giden yolda' yardımcı olması bakımından ciddiye alınacak herhangi bir akılcı dayanağa sahip olup olmadığı; başka bir deyişle insanların sadece kendilerini ve başkalarını iyi hissettirmek için kullandığı bir araçtan fazlası olup olmadığıdır (ki bu işlevini ciddiye aldığımı ifade etmeliyim). Ama inancın gerçeğe giden yolda önemli olduğunu savunurken, kalkıp da daha en başından beri gerekçelendirmekte zorlandığınız ilahi takdir kavramına ve özel izinlere başvuracaksanız, benden destek beklememelisiniz. Akıl ve mantık sizi köşeye sıkıştırdığı zaman inanca sarılmadan önce, akıl ve mantığı sizden yana olduğu zaman da terk etmek isteyip istemeyeceğinizi kendinize bir sorun. Diyelim sevdiğinizle beraber yabancı olduğunuz bir diyarda gezinirken, onun gözlerinizin önünde birisi tarafından hunharca öldürüldüğüne tanık oluyorsunuz. Katilin çevresine ait birçok