Köprüysem, uçurumun yakalarının sadakatini görmezden gelemem. Çünkü ben onları bırakmadıkça onlar beni bırakmamıştır. Köprü olduysam, üzerimden geçen insanın, canlının yahut herhangi bir varlığın kim olduğunu bilmeden üzerime aldıysam onu, taşımalıydım. Niyetim budur; yani karşıdan karşıya geçirmek. Çünkü doğru olanın köprü olmak olduğuna inanmışımdır. Uçurumlar arasında kalana, düşmesin diye -yani iyi niyetle- köprü olduysam köprü olmak görevini yerine getirmeliyim. O güveni vermeliyim. “Düşüp ölebilirim” sonucunu göz ardı edebilmeme sebep de olabilir bu düşünce. Bana tüm bunları yaptıran ne? İyi niyet mi, sadakat mi yahut cesaret mi? Sadakatse bu, insan seçmeliydim. Çünkü sadakat kendi içinde değerli değil. Ben oradan geçenleri görmedim ve üzerimden kim geçerse geçsin göremezdim. Çünkü sırtıma almıştım onları.
Uçurumun yakalarının sadakatine gelecek olursak, kendi cüssemin zayıflığına iman ederek tutundum ben oralara. Yani önce kendime güvendim sonra uçurumun kenarına. Düştümse de onlar beni düşürmedi, ben düştüm. Neticede bu zayıflığım köprüye tutunmama vesile olacaksa da çabucak yıkılmama da sebep olabilirdi. Uçurum beni seçti, ben uçurumu. Ama sadık kaldı uçurumun kenarları bana. Ben cesaret ettim köprü olmaya ve niyet ettim uçurumun kenarında çaresiz kalan insanları karşıdan karşıya geçirmeye.
İyi niyetle kurulan köprüler ne denli sarsıntı yaşarsa yaşasın üzerinde insan varken yıkılamıyor. Köprüyü yıkan şey üzerinde taşıdıkları değildir, kimi taşıdığına bakmaya çalışmasıdır. Yani iyi niyet insan seçmeden gösterilir. İnsan seçersek, mantık boyutundan çıkıp duygu boyutuna erişir ve iyi niyet işlevini kaybeder. Köprü sırtını göstermelidir insanlara. Siz hiç yüzünü gösteren bir köprü gördünüz mü? Yoktur bu. Köprüler iyi niyetle kurulur ama yolun nereye varacağını
“ Efendimizin şu sözüne bak da sen nerdesin söyle bana: ‘İlimce artmadığı hiçbir gün (sabah) benim için mübarek, benim için bereketli olamaz.’ ( Şayet bunun ne demek olduğunu anlamadıysan) Rabbin şu sözünü düşün ve anla: ‘ De ki, Rabbim, artır beni ilimce!’ “
Taşköprülüzade
İnsanoğlu erdemleri kadar zaaflarıyla da bir bütündür. Her erdemin aynada bir zayıf yansıması olur. İnayetiyle hükmeden hünkârım, enaniyetine yenilmesi; sadakati ile baş tacı edilen vezirin, kendi şeytanına yenik düşmesi; sabrı ile bilgiye erişen alimin hırsına esir olması; bilgeliğiyle ışık olan alimin kibrine boyun eğmesi… Bunlar hep insan olmanın alametleri.