Dılşad

Dılşad
@_dilsad
Dünya kültürünün emperyalist dünya güçleri olmaksızın gelişemeyeceği fikrinden hareket ettiği için de; Rus Şarkiyatçılarının en önemli görevinin -ki bunlar büyük bir ülkenin şarkiyatçılarıydılar- ahaliyi milliyetine bakmaksızın ileriye götürmek olduğu kanısındaydı (zikreden Bregel 2000: 1 7) . Emperyalist işgalleri kültürel ilerlemeni n zorunlu bir koşulu olarak takdim eden bu pozitivist- ilerlemeci mantık, Rusya Federasyonu'nun bugün yürütmekte olduğu soykırımların, ulusal ve dinsel temizlik operasyonlarının da başlıca meşrulaştırıcısı, hatta payandası konumundadır. Çeşitl i alanlardan sosyal bilimcileri ekselanslarının hizmetinde canla başla çalışmaya iten temel varsayım da bu olmuştur.
Reklam
Lacoste ( 1 999: 94)'a göre "coğrafyacı... iktidarın hizmetinde bir bilgi ajanı olduğunu" farketmeli ve alanları incelerken, iktidara bu alanlarda yaşayan insanlar üzerinde etkili olma olanağını verdiğinin bilincinde olmal ıdır. Ancak bu uyarının gözardı ettiği husus, söz konusu araştırmacıları bilgi ajanlığını büyük bir şevkle ve istekle yapmaya yönelten temel tarihsel varsayımın ne olduğudur. Bu varsayım , bütün sosyal bilimler literatüründe benzer kültürel yanl ılık semptomlarının ortaya çıkmasına yol açan "ilerleme" varsayımıdır ve "uygarlaştırma misyonu" da bu varsayıma bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Bu anlayışın sömürgeciliğe ilişkin söylemleri nasıl etkilediğine dikkat etmek gerekmektedir. Sömürgeciliğe ilişkin en çarpıcı sosyo-psikolojik çözümlemeler Frantz Fanon adıyla özdeşleşmiştir. Fanon 'a göre; "şiddet üzerine bina edilmiş olan sömürge sistemini ayakta tutan "ırk" faktörü ve "ırkçılıktır". Sömürgecilerin hararetle empoze ettikleri "beyazların üstünlüğü" fikri, daha sonra yerlilerin "aşağılık ırk" yargısı ile pekiştirilmiştir Sömürgeciliğin esasını belirleyen bölücülüktür. Yani cemiyetteki insanların "efendiler" ve "yerliler" diye ikiye ayrılması"dır (zikreden Zahar 1999:26, 3 1).
Bilgi için bilgi anlayışının ya da "bilimsel coğrafya söyleminin", coğrafyanın gerçek işlevlerini perdelemenin bir aracı olduğunu ileri süren Lacoste, "savaş coğrafyası" kavramının altını çiziyor ve bilinen ve haritalanan toprakların egemenlik altına alınması süreçlerini irdeliyor. Bu değerlendirmeler sadece coğrafya için geçerli değil kuşkusuz. Sadece farklı coğrafyaları inceleyip bilinir kılmayı amaçlayan coğrafya değil, farklı toplum yapılarını ve kültürleri tanımayı amaçlayan etnoloji, antropoloji ve sosyoloji gibi disiplinlerde de aynı gizli işlevler sözkonusu. Topluluğun yaşamına katılarak onlar hakkında ayrıntılı ve derin bilgilerin derlenmesi (etnoloji) ile bu derlenen bilgilerin karşılaştırmalı ve kuramsal olarak değerlendirilmesi (antropoloji) disiplinlerinde (Atay 1996: 221) aynı hegemonik güç ilişkilerinin söz konusu olduğu uzun zamandır bilinmektedir. Bu alanda öne çıkan bilim adamlarının batılı örneklerinden biri Malinowski iken, Slavik örneklerinden biri de Adolf Berje'dir.
"Büyük keşiflerden itibaren bütün dünya, çok küçük ölçekli tek bir harita üzerinde betimlenebilmektedir... Yüzyıllar boyunca, yalnız yönetici sınıfların mensupları, hakimiyet kurmak için çok büyük alanları düşünce yoluyla kavrayabilmişlerdir ve bu alan betimlemeleri uzakta olan insanlar ve topraklar üzerinde başlıca egemenlik aracıdır...
öteki halkların ya da "ötekinin" bilimleri
öteki halkların ya da "ötekinin" bilimleri adıyla anılan oryantalizm, dilbilim, etnografya ve antropoloji ile dünyayı haritalamanın bilimi olan coğrafyanın batı sömürgeciliğinin keşif kolu olarak işlediğini bilmeyen kalmadı artık.
Reklam