Dılşad

Düşünmeye alışkın değildi. Tamamen kendisiyle, yaptıklarıyla ve yapacaklarıyla dolu olduğundan neredeyse hiçbir zaman düşünme ihtiyacı duymazdı. Zihni, kendisiyle dolmuş ve taştan bir heykel gibi katılaşmıştı. Zihninde hep onu memnun eden aynı görüntüler olurdu, başka bir görüntüye orada yer yoktu ama Nora'yla tanıştığından beri bir başka görüntü o mutlu donukluğu bozuyor, zihni alışkın olmadığı bir hareketlilikle yeni bir görüntüye vakit ayırıyordu.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Birbiriyle uyumsuz iki parçayı koşullar usulca eğeleyerek kısa zamanda birbirine uyumlu iki parça haline getirmişti. Daha da garip olanı Ziya Nora'nın ince alaycılığında, Nora Ziya'nın ürkütücü utangaçlığında çok güvenilir sağlam bir yan olduğuna inanmasıydı. Kısa bir süre sonra ikisi de, kendi yalnızlıkları içinde birer kör gibi el yordamıyla ilerleyerek birbirlerini bulmaya alıştılar, şaşkınlıkla o tuhaf yabancıyı özlediklerini fark ettiler. Altında, asla söz etmeyecekleri başka tür duygu dalgalanmalarının dolaştığı bir dostlukla birbirlerine bağlandılar.
Aslında onları yakınlaştıran yabancılıklarından çok yalnızlıkları oldu. Aşka en çabuk dönüşebilecek duygu, yalnızlıktır. İkisi de yalnızdı. İlişkilerine bir aşk denilemezdi ama birbirlerinin varlığına ihtiyaç duyan sıcak bir yakınlık kısa zamanda oluştu. Hep birbirlerinin davranışlarına, sözlerine şaşırarak, hep önlerinde ilgilerini çeken ve keşf edilmeye açık bir alan olduğunu hissederek o meyve bahçesinde karşılaşıyorlardı.
Birbirlerine yabancı oldukları kadar çevrelerine de yabancıydılar, geri çekilip saklanacakları kendilerine ait bir kalabalıkları yoktu. Geriye doğru gidemediklerinden, "yabancıya" doğru gitmek, onu tanımak, yabancılıktan kurtulmak zorundaydılar.
Noraların evinin yanından çiftliğin arka taraflarına doğru yürüdüler, ahırların, kümeslerin arasından geçip bir patikaya çıktılar. Kısa bir yamaçtan aşağı inip tozlu bir yoldan ilerledikten sonra şehrin varoşlarına vardılar. Keskin bir çamur, idrar ve yanık yağ kokusu çarptı burunlarına. Kerpiç evlerin kapıları açıktı, içeride yanan kandillerin dışarıya yansıyan ölgün ışıkları karanlığın içinde turuncu dörtgenler oluşturuyordu. Kapıların önlerindeki alçak taburelerde şişman kadınlar oturmuş, sıcaktan eteklerini sıvamışlardı. Birkaçı laf attı. Hızla geçtiler oradan.