Dılşad

Dılşad
@_dilsad
Osmanli ordusu
Anadolu'yu gezin. Bütün kasaba ve şehirlerinde 1200'lerde, 1300'lerde, 1400'lerde muazzam miktar ve çeşitlilikte mimari eser görürsünüz. Büyük kısmı orijinal eserlerdir. Birbirlerinden farklıdır lar. Çeşitlilik vardır, canlılık vardır. Cami, ulucami, medrese, hastahane, han, hamam bir sürü şey yapmışlar. Osmanlı geldiğinde, Osmanlı fethiyle birlikte 1480- 1520 arasında, hemen her şehirde bir tane yeni tip kubbeli cami yapılır. Oldukça mütevazı camilerdir, özgünlükleri yoktur, sanki merkezden gönderilmiş tek şahlana göre inşa edilmişlerdir. Ondan sonra, 1520'lerden 1820'lere kadar bir daha Osmanlı'nın taşrasında taş üstüne taş konmaz. Çünkü devlet bir hortum gibi bütün ülkenin kaynaklarını emer ve ordusuna yönlendirir. Başka da çaresi yoktur, çünkü o boyutta bir orduyu ve o çapta bir iktidar alanını başka türlü tutamaz.
Reklam
Entellektuel diye bir sınıf artık yok.
Böyle bir zümre yok. O zümreye vücut veren varsayımlar ve hareket noktaları artık geçerli değil. O tür bir genel eğitim, yani önderlik eğitimi, elit eğitimi, dünyadan kalktı. Bilimsel eğitim hem insan bilimlerinde hem fiziksel bilimlerinde gitgide daralan, gitgide uzmanlaşan, 'genes' hakkında, dünyanın gidişi hakkında söz söylemeyi neredeyse imkansızlaştıran bir dar ufukluluk girdabına kapıldı. Tarihçiler artık imparatorluklar nasıl büyür ve nasıl çöker konusunda değil, atıyorum, üçüncü yüzyılda Roma kentinin küçük bir mahallesindeki ticari ilişkilerin meta-tekstüel analizini falanca yazar neden yanlış yorumlamış konusunda doktora tezleri yazmaya başladılar. Gitgide marjinalleşti okumuş sınıf, gitgide bürokrasinin bir parçası, bir vi dası haline geldi.
Entelektüel Kime denir?
Entelektüel kavramı tarihin spesifik bir döneminde, dünya kültüründe, daha doğrusu Batı kültüründe ve ondan etkilenen periferi ülkelerinin kültüründe önemli bir rol oynadı. O dönem Aydınlanma çağında, ı 8. yüzyıl ortalarında başlar, 20. yüzyıl sonlarına kadar, ı 980'lere kadar sürer. Yeni bir hadiseydi. Daha önceki tarihte benzeri yoktu. Yüksek eğitim sahibi, kültürlü, fakat ruhhan sınıfına mensup olmayan, yani dini otoritenin bir parçasını oluşturmayan ve devletle resmi bir ilişkisi olmayan bir yeni sınıftan söz ediyoruz.
İnsan ne ile yaşar?--itibar, takdir edilmek
İnsan birçok şeyle yaşar fakat insanın davranışlarını yönlendiren en temel itki hangisidir diye sorarsanız, bence itibar arayışıdır. İnsanlar, evet yiyecek, güvenlik, cinsel tatmin ihtiyacını da duyar. Fakat bunların hepsinden daha güçlü olan ve çoğu zaman hepsine de koz basan temel içgüdü, insanlar tarafından takdir edilmek: Budur insanın en temel motoru. İtibarla, beğenilmekle, haklılığı teslim edilmekle yaşar. Bunu kaybettiği zaman biter.
Dünyada çeşitli görüşlerin olduğunu hakikaten anlamaya başladığın andan itibaren başka tutunabilecek bir daim olduğunu sanmıyorum. Birçok konuda seni şaşırtan farklı görüşlerle tanıştıktan sonra şunu idrak ediyorsun: Bildiğim bir şey yok aslında. Aksi tezi duymadıysam bile mutlaka vardır bir aksi tez. Bir gün mutlaka karşıma çıkacak ve beni ezecek. Ne yapabilirim? Nasıl kendimi koruyabilirim? Bunun tek yöntemi var benim bildiğim. O da diyalektik becerilerini geliştirmektir. Tartışmayı öğrenmektir. Delil ve kanıt yöntemlerini tanımaktır. Dedektiflik becerisidir. Yani akıldır. Ve tabii en önemlisi, sezgilerine katiyen güvenmemeyi bilmektir.
Reklam