Dılşad

Dılşad
@_dilsad
18 dan baslayan panorama
18. yüzyıl Avrupalı seyyahlarının anlatımiarına bakarsanız, 19. yüzyılın yarısına kadar olan döneme bakarsanız, Orta Avrupa'dan kalkıp Macaristan'a geçip Sırbistan'a, Bulgaristan'a ve İstanbul' a gelen seyyahların gördükleri en önemli şey, çölleşmiş, terk edilmiş, hacaları tütmeyen, köyleri ölmüş bir ülkedir. Nüfusu düşmüş, sefilleşmiş bir Balkan coğrafyası vardır.
Reklam
Neden cöktü?
Bir ülkenin tüm ekonomik kaynaklarını etkili bir şekilde tek elde toplarsan o ülke ölür. Bir ağacın gövdesine sağlam kelepçe takarsan bir süre sonra ağaç ölür. Çünkü kan dolaşımını tıkarsın. Nitekim 16. yüzyılda nispi bir refah kazanmış, ekonomik krize rağmen büyürneyi başarmış olan Osmanlı devleti, 16. yüzyıl sonuna geldiğinde birdenbire çöker. Ekonomik yapısı ile birlikte taşralardaki idari yapısı dağılır. Büyük bir kargaşa dönemi yaşanır. Anarşi ve kaos hüküm sürer. Bir şekilde bunu geçici tedbirlerle atlatırlar. Fakat o noktadan başlayarak, 1590'lardan, 1600'lerden başlayıp 20. yüzyıl başına kadar hem Anadolu'da hem Balkanlarda sürekli bir ekonomik çözülme ve gerileme dönemidir.
Osmanlı devletinin temel yapılanması
Azıcık bir şey bırak aç kalmasınlar, memleket tam kurumasın, ama bütün kaynakları topla, tek elde biriktir. Ve eğer başarabiliyorsan tek elden adil bir şekilde dağıtmaya çalış. Osmanlı devletinin temel yapılanması budur. Daha önce görülmemiş bir merkezileşme, daha önce görülmemiş çapta bir coğrafya.
Abbasi'den ve Bizans'tan iki önemli ders.
Abbasi'den ve Bizans'tan iki önemli ders almıştır. Birincisi Abbasi'yi yıkıma götüren hadise, ordu komutanlarının ve taşradaki vilayet komutanlarının aşırı güçlenmesi idi. Osmanlı devletinin böyle bir hadiseye izin vermemesi gerekiyordu. Kafasını kaldırma potansiyeli olan tüm yerel askeri güçleri ezmek, memurlaştırmak, köleleştirmek zorundaydı. İkincisi, Bizans'ın yıkımı kilisedendir. Devlete paralel, devletten büyük ölçüde bağımsız ve olağanüstü maddi kaynaklara sahip olan bir kara delik haline gelmiştir kilise. Ülkenin ideolojik egemenliğini, fikirsel egemenliğini ele geçirmiştir ve kaysere kafa tutabilecek noktaya gelmiştir. O yüzden Osmanlı devleti, devletten bağımsız bir dini, ideolojik kurumsallaşmanın ortaya çıkmasına asla iyi gözle bakmaz. İslami kurumları başsız ve güçsüz bırakınayı önemser.
Zayif yerellik
Osmanlı devletinin böyle bir hadiseye izin vermemesi gerekiyordu. Kafasını kaldırma potansiyeli olan tüm yerel askeri güçleri ezmek, memurlaştırmak, köleleştirmek zorundaydı. Köleleştirmek şu demektir: Orduların başına asla kendi siyasi gücü olan, kendi arkası olan, amcası, dayısı olan kimseyi getirme! Köleleri getir, küçük insanları yükselt ve öyle bir pozisyonda tut ki hayat boyu köle olsunlar. En yüksek mevkiye geldiği zaman dahi çağırıp onları, kelleni alıyorum arkadaş deyip götürebilesin. Akıllarından bile geçmesin merkez yönetimine başkaldırmak
Reklam