Bu müzelerin her birine gidişinde bir tokat gibi çarpan soruyla yeniden yüzleştim. Yüzlerce yıl boyunca sanatın zirvelerinde gezinen bu kıta, 20. yüzyıl başında, 1913 ile 1918 arasındaki bir tarihte, nasıl olmuş da manevi anlamda tamamen çökmüş ve o tarihten sonra bir daha güzel sayılabilecek hiçbir şey üretmemiş. Bu sanıyorum tarihin en dehşet verici muammalarından biri. Nasıl oluyor da 1 200'lerden başlayarak gitgide tırmanan, gitgide olağanüstü zirvelere ulaşan bir sanat geleneğine sahip bir kıta - resim alanında olsun, mimarlık alanında olsun, müzik alanında olsun, şiir alanında olsun, insanlığa bir havai fişek gösterisi sunan bir kıta, bıçakla kesilir gibi durmuş. Birinci Dünya Savaşı gibi görünüyor dönüm noktası. Ama daha dikkatli bakınca asıl kopuş savaştan hemen önce, daha ziyade 1913 gibi. Birdenbire sanki kozmik bir ışın gelmiş ve Avrupa kıtasından estetik duygusu, güzellik duygusu, saiıat yoluyla insanlığı ve toplumu yüceltme, toplumun düzenini yüceitme arzusu sönüvermiş. Bitmiş. Küt diye gitmiş birden bire.
Sovyetler öncü kuşağın onca fedakarlık pahasına, onca kırıp dökme pahasına kurduğu ütopya kısa zamanda tozlu bir anı ya dönüşür. Yıldızları zaptetmek için kurduğun tesis, ilçe imar encümeni ile belediye bütçe komisyonu arasında yıllar süren beyhude yazışmalar sürecinde, avlusunu ot bürümüş bir bina cesedine döner, alt katını babuşkalar ele geçirip kaçak votka satış yeri yaparlar.
Soviet deneyimi çıkmaz bir yoldu. Yıkılımaya mahkumdu. İki sebeple yıkılımaya mahkumdu.
Bir. Bireylerin kendi adına servet edinme, topluma rağmen güç biriktirme içgüdüsünü bastıramazsın. Bastırmak istersen eğer, gitgide büyüyen ve gitgide etkisizleşen bir polis düzeni kurmak zorundasın. Aksi takdirde başa çıkamazsın. Öyle ya da böyle seni kandırırlar, etrafını dolaşırlar kanunların.
İki. Ulusal seferberlik, toplumda kısa süreli bir enerji patlaması yaratabilir. Fakat sürdürülemez. İnsanlar yorulur, bıkar. Çocuklarının geleceği derdine düşerler. Daha önemlisi, kolektif kazanımların idaresi gitgide büyüyen bir kamu bürokrasisi gerektirir. Bürokrasinin görevi ise toplumsal coşkuyu körüklemek değil köreltmektir. Yasa var yönetmelik var kardeşim, bugün git, yarın gel!
Sovyet rejimi insanlık tarihindeki büyük bir deneydi. Eksantrik bir deneydi. Olağanüstü bir
idealizmle ve büyük bir enerjiyle yeni bir toplum kurmaya çalıştılar. Bir ütopyayı hayata geçirmek istediler. Yüz binlerce akıllı ve dürüst insan canla başla buna inandı ve sosyalizmin zaferi için seferber oldu. Kısa bir süre için sanki başarılı olabilirlermiş gibi de göründü. Başka hiçbir şey başaramasalar, Berlin'den Vladivostok' a kadar yüz milyonlarca insanı asgari modern standartlarda bir ev sahibi yapmayı başardılar, ki kapitalist Batının yakınına bile gelemediği bir başarıdır. En alt tabakadan gelen bir gencin yıldızları hedefleyebileceği bir meritokrasi düzenini az çok oturttular. O da yabana atılacak bir şey değildir.