saçlarıma bin küsür yalnızlığı takıp girdiğim şehre
insan varlığımızdan tuhaf tohumlar bıraksam
günü geçmiş bir gazete, toprak bir çanak
bir daha gelmem belki diye bir not bakır maşrapanın yanında
şeytanlar da yürür benimle herhal ıslık çaldığım için
bir şahan tüylerini döker ardımsıra
artık bırakılmaktan yapılma bir adam sayılırım
böğrümde kambur çocuklardan bir payanda
İsmet Özel
Gözlerim yatağın soğuk beyazında. Kımıldamıyorum. Kulaklarım çınlıyor. "O vakit bana öyle gelir ki yeryüzünde yapayalnızım, meçhul şeyler, belirsiz tehlikelerle çevrili, müthiş surette yalnız." Şimdi böyle bu. Gecenin sükûtundan umulmayacak sesler icat ediyorum. Uzaklarda bir haykırış benim ismimi çağırıyor gibi.
Ve onu, eski bir şark şairinin muhayyelesinde aldığı mânâ ile düşünmek, beni bugünkü hüviyetimden ayırarak arada bir hasretini çektiğimiz eski dünyalarda yaşattığı için hoşuma gitmiyor değil.