Sır ve Hızır
Bir garip hikaye bir meçhul konu
Ne başı malumdur ne belli sonu
Bilmem ki nereden tanırdım O'nu
Kırık bir aynada gördüm galiba
Saç dağınık boyu benim kadardı
Buruşmuş suratı sanki mezardı
Neyin var deseydim belki kızardı
Sadece bir selam verdim galiba
Duruşu vakarlı tavrı ağırdı
O gün sokaklar lal gece sağırdı
Yürüdüm şair gel diye bağırdı
İrkildim aniden durdum galiba
Yavaşça yaklaştım kaşını çattı
Öfkeli bakışı sanki tokattı
Saatlerce bana beni anlattı
Korkmasam sen kimsin derdim galiba
Söyledi ağladım sustu inledim
Bir tek bakışında aşkı dinledim
Sükutu şerh eden sözü anladım
Şiir defterini dürdüm galiba
Ateştim hem aşkın külü değildim
O gülzar ben bağın gülü değildim
O geceden evvel deli değildim
... Ve güz geldi Ömür hanım. Dünya aydınlık sabahlarını yitiriyor usul usul. İnsanın içini karartan bulutların seferi var göğün maviliğinde. Yağmur ha yağdı ha yağacak. İncecik bir çisenti yokluyor boşluğunu insan yüreğinin.
Hüznün bütün koşulları hazır. Nedenini bilmediğim bir keder akıyor damarlarımdan. Kalbimin üstünde binlerce bıçak ağzı... ve yüzüm ömrümün atlası; düzlükleri bunaltı, yükseklikleri korku, uçurumları yıkıntılarımla dolu bir engebeler atlası. Yaşamak bir can sıkıntısı mıdır Ömür hanım?
~Şükrü ERBAŞ
Çocukken şimdide yaşardı; şimdi gelecekte yaşıyordu; yakında, hem de çok yakında geçmişte yaşayacaktı, geçmişe özlem duyan, baş sallayıp duran bir ihtiyara dönüşecekti.