Ah, neler duyuyor, sezinliyor da çözümleyemiyorum. Bir şey yazmak, o duyguların içinden bir şey çıkarmak istiyorum; ama bir kez ne yazmak istediğimi belirleyebilsem. Şurada
-beynini gösteriyordu- bir şey var, bir şey duyuyorum ama düşlerde tutulamayan biçimler gibi, parmaklarımın arasından
kaçıyor (lar).
Okumak deyimi yeterli olmaz; onların arasından koştular. Sonra, serin bir kaynaktan ayrılamayan çöl yolcuları gibi,
gene o ciğerlerine taze bir canlılık veren kaynaklara geri döndüler; okuduklarını bir daha okudular, kimi parçaları ezberlediler. Sonra buldukları şey yetmedi, dahasını bulmak istediler; ama artık onları doyurabilecek türden şeyler bulamıyorlardı.
...ötesini bilmiyor, o kadarı aklında kalmış. Çocuklukta hep böyle değil midir? Anılar hava ve zaman etkisiyle yıpranmış, delik deşik olmuş bir sayfa biçiminde kalır. Zamanında en çok etki eden şeyler, anılar tablosunda en derin kazılır.