Ve gönlüme ışık, hafif mi hafif, yeniden vurdu; beni bir güzel ısıtan bir ufak gün ışığı! Güneş daha da geliyor, ince yumuşak bir ipek ışığı bana sürünerek geçiyor, beni uyuşturuyordu. Güneş çoğaldıkça çoğalıyor, şakaklarımı yakıyor, kızgın ve şiddetli, örselenmiş beynimde kaynıyordu. Derken, delidolu bir ışık yığını par par yandı gözlerimin önünde. Gökyüzü yeryüzü tutuş insanlar, hayvanlar ateş oldular; dağlar ve şeytan ateş oldular; bir uçurum, bir çöl, alevler içinde bir dünya, duman duman bir mahşer.
Tanrım, işlerim ne ters gidiyordu! Sefaletim beni canımdan öyle bir bezdirmişti ki, bu hayatı savaşmaya değer görmüyordum. Bahtsızlık baskın çıkmış, fena yüklenmişti. Öylesine gitmiştim ki, şimdi eski halimin bir gölgesiydim ancak.