“Beynin de kullanilmayan diğer bir uzuv gibi zayıf düşeceğini bilmeyerek bilgilerini artracak, zihinlerini takviye edecek ciddilikle okumaya üşeniyorlar.”
“Çeşitli ırklar arasinda
degil ayni millet içinde, hatta ayni aile fertleri arasinda bile emellerde ne derece anlaşmazlık, menfaatlerde ne kadar açgözlülük hüküm sürdügü ortaya çıktı.Meğerse ademoğlu
hileden ibaretmis, ‘Dost’ sıfatını hak eden iki fert bulmak hemen imkansız görünüyor, bu kelime manasiz bir söz gibi kalyordu. Bu kadar düşmanlık eden insanların nasıl olup da birbirini mahvetmeyerek asırlardan beri bir arada yaşayabilmiş olduklarına hayret ettim.”
“Aslında dünyada gözümüzün önünde duranların pek azını görürüz. Dünyanın Yüce Yaratıcısı’na içtenlikle güvenmek için pek çok nedenimiz de var:Asla yarattıklarını mutlak bir yoksunluğa terk etmez, tersine en kötü koşullarda bile şükredecekleri bir şeyler verir, bazen kurtuluşa sandığımızdan daha yakınızdır hatta yıkımımıza yol açacakmış gibi görünen araçlar kurtuluşumuzu getirir.”
Fakat bunları kafamdan kovup düşüncelerimi şu kanaatle frenliyorum: Birincisi, bu insanların hangi ışık ve yasayla mahkum edildiklerini bilemeyiz ama Tanrı doğası gereği sonsuz bir kutsallığa sahiptir ve adidir; bu yaratıkların nedenini bilemediğimiz, Tanrı’dan mahrum kalma yazgıları yüzünden Kutsal Kitap’ta yazıldığı gibi kendi bilinç ve vicdanlarıyla kavrayabileceği o ışığa karşı günah işlemeleri gerekmez; ikincisi de hepimiz çömlekçinin elindeki çamur parçasıyken çömleklerden hiçbiri kalkıp da, “Beni niye böyle yarattın?” diyemez.