Düzgün iletişim kurulduğunda, dürüst davranıldığında, canı istediği gibi davranmak yerine rica edildiğinde, ben zaten dünyanın en anlayışlı insanı olurum kendimi çok iyi tanıyorum. Ama kırıp inciterek, açıklama yapmaya tenezzül etmeyerek bana gelindiğinde ben sakin kalamıyorum.. Resmen parçalıyorum..!
Düzgün iletişim kurulduğunda, dürüst davranıldığında, canı istediği gibi davranmak yerine rica edildiğinde, ben zaten dünyanın en anlayışlı insanı olurum kendimi çok iyi tanıyorum. Ama kırıp inciterek, açıklama yapmaya tenezzül etmeyerek bana gelindiğinde ben sakin kalamıyorum.. Resmen parçalıyorum..!
Bir zamanlar olmama ihtimalini dahi ele almadığım kimselerin yüzlerini unutmaya başladım şimdilerde. Ya da yine öyle sanıyorum. Bilmiyorum..Ama bugün olmasa bile, usul usul yutacak o yüzleri zaman..Bunu biliyorum.
Ya anılar?
Evet, can yakıyorlar ama onlar gerçekten de yok mu edilmeliler? Hayır. Bunu kendi ellerinle yapmaya kalkarsan bu..bu bencillik olur. Adlarının önüne koyduğun “nankörlük” sıfatı, seninkinde de belirir ve bu sefer yoklukları sadece kayıptan ibaret olur.
Oysa vazgeçişinin bi niteliği olmalı. Kolaya kaçmak değildi çünkü seninkisi; bütün çabana rağmen açılan yaralarına artık yara bandı yetiştirememendeydi mesele. Üstlerini kapatamayacağın kadar yayılmışlardı bir de..
Aslında belki de kapatmamalıydın yaralarını. İnsanlardan kapattığın bir şeyi fark etmelerini beklememeliydin. O güç bela sakladığın yaranın ciddiyetini gözlere sokmalıydın belki de.
Ya da sadece bıraksaydın biraz..havaya doysaydı, kanın oksijenle buluşsaydı.. Çünkü biliyorsun, baban elini kestiğinde “Bırak sarma, havasız kalırsa geç iyileşir.” derdi hep. Başka zamanlarda da babanı dinlemeliydin zaten ama..her neyse işte...
Anılar...
Bir gün, usulca yutan zihnin olduğu zaman, işte o zaman onlar da yok olacak..
Evet! Usulca yutan, kendiliğinden yutan.
Kendini yutan...
-Edd