Uyuyunca geçmeyen acıları varmış Sururi'nin,
O da ebedi uykuyu seçmiş.
Bir sabah ölüsünü bulmuşlar evinin holünde,
Upuzun yere serilmiş yüz kiloluk bir gövde.
Banyoda boş bir ilaç kutusu.
Beş gün önce öldüğü anlaşılmış otopsisinde
Beş gün merak edilmeyecek kadar yalnızmış Sururi.
İntiharından beş gün sonra duyduk haberi,
Şaşkınlığımız çok kısa sürdü,
Üzüntümüz bir gün
Merakımız hala geçmedi.
'Neden, nasıl ve değer miydi? 'lerle kılındı cenaze namazı.
"Nasıl bilirdiniz? dedi imam.
-Yalan yok-
"İyi bilirdik" dedik biz de.
"Hep gülerdi" dedi bir tanesi,
"Öyle öyle, eli de açıktı" dedi diğeri.
İş arkadaşlarından başka yoktu kimsesi mezarlıkta,
Gözlerimiz aradı ailesinden birilerini.
-Ne bilelim-
Bir anne, bir baba, acılı bir kardeş,
En kötüsünden bir dost,
Ama yoktu ağlayanı cenazesinde.
Sonradan öğrendik,
Yurt çocuğuymuş meğer,
Kimi kimsesi yokmuş.
On sekizinde devlet, memur yapmış Sururi'yi
Otuzunda bizim ilçeye atanmış,