Eymen Dila Dede

“Küfretme” diye sözünü kesti Ruth. Bu azar Martin’i irkiltti. Sonra da kulak tırmalayıcı bir kahkaha patlattı. “İşte bu” dedi, “Bu kadar önemli bir anda, hayatının mutluluğu tehlikede görünürken, sen yine aynı şekilde hayattan korkuyorsun; hayattan ve tam yerinde edilmiş bir laftan”
Reklam
Ait olduğu yeri bulamamıştı çünkü. Kendini bulduğu her yere uyum sağlamış, işte ve eğlencede iyi olması sebebiyle, hakları için savaşma ve karşısındakinde saygı uyandırma isteği ve yeteneği sayesinde her zaman ve her yerde sevilen biri olmuştu. Ama hiçbir yere kök salamamıştı. Etraftakileri memnun edecek kadar uyum sağlamış ama kendisi tatmin olamamıştı. Her zaman bir huzursuzluk hissi ile altüst olmuş, daima ötelerden gelen bir çağrıyı duymuş, kitapları, sanatı ve aşkı bulduğu ana kadar hep dolaşmış ve aramıştı.
Açlık çekerken aklına dünyanın dört bir yanında açlıktan ölmek üzere olan binlerce insan gelmişti, ama şimdi ziyafetten yeni kalkmışcası toktu ve açlık çeken insanlar artık zihnini meşgul etmiyordu. Onları unutmuştu ve şimdi bir aşık olarak dünyadaki sayısız aşığı düşünüyordu. 
Medyanın mükemmeliyetçi yapılar üzerindeki etkisiyse şöyle gelişir: Gazetelerde, televizyonlarda, internette nasıl daha çok para kazanılacağı, daha güzel, daha zayıf, daha başarılı, daha mutlu olunacağı enine boyuna ele alınır. Her gün farkında olmadan “Her şeyin daha iyisi vardır ve en iyiye ulaşmak için çabalamalısınız” mesajına maruz kalırız. Hızlı değişimle birlikte bilgi kirliliğini, teknolojinin hızla ilerleyişini ve bunların üzerimizdeki etkisini dikkate almadan, kendimize uygun olanı seçmeden bu bilgilerden ve teknolojiden yararlanırız. Bu da sırtımıza aşırı bir yük bindirir. Kendi gerçeklerimizden uzaklaşıp medyada vurgulanan kusursuzluğa ulaşmak için çabalar hale geliriz. 
Bu kişilerin zihni durmaksızın çalışan ve her gün mesaiye kalan bir işçi gibidir. Uyudukları süre dışında kalan zamanı düşünerek geçirirler. Olayları akıldan geçirmek onlar için adeta bir zorunluluktur. Düşüncelerini durduramadıkları gibi, olayları tasarlamadıklarında rahatsızlık duyduklarını da söylerler. Bir problem yaşandığında, problem üzerinde dönüp durmanın bir süre sonra çözüme ulaştıracağına inanırlar. Ulaştıkları sonuç kendi oluşturdukları hedefe uymuyorsa, bunu çözüm olarak değerlendirmezler. Kendi “çözüm” olarak düşündükleri noktaya nasıl ulaşabilecekleri üzerinde kafa yorarlar. Bu da doğal olarak düşüncelerin sınırlanmasına, benzer düşünceler etrafına dönmelerine neden olur, içsel sıkıntılarını arttırır. 
Reklam