AHLAKİ İRADE
Şu halde iråde, tekrar edelim ki, aklımızın düşünüp karar verme ve yapılması aynı derecede mümkün olan muhtelif hareket tarzlarından birini beğenip tercih etme kudretidir. Yalnız, bu noktada biraz duralım. Günlük müşähedelerimiz gösteriyor ki, insan bu kudreti iyilik yolunda kullanıp iyi işe karar verebildiği gibi; kötülük yolunda da kullanabilir. Ve kötülüğü tercih edebilir. Bir muhtaca yardım elini uzatan bir hayır sahibi ile bir masumun canına kıyan bir caniyi göz önüne getirelim. Aşikâr ki bunların her ikisi de düşünüp karar veriyor. Ve fiilini düşünerek yapıyor. Şu fark ile ki, biri aklını ve bunun icra kudretini ifade eden iradesini iyilik yolunda kullandığı halde; diğeri kötülük yolunda kullanıyor. Biri içinin insanî ve ahlâkî temâyülleri yolunca hareket ettiği halde; diğerı hayvâni his ve ihtirasları gereğince hareket ediyor.
Şu halde, muvaffakiyet bahsinde irådeyi kör ve mutlak bir rühi kuvvet olarak değil; ahlâki mânâda almak ve aklın iyilik yo- lunda düşünüp karar vermesi, fiil ve hareketlerin iyisini ve fayda- lısını kötüsüne ve zararlısına tercih etmesi şeklinde anlamak lazım gelir ki, irådenin bu şekildeki zuhûruna "ahlâki iråde" denir. İşte bu mânâda iradeli olmak demek, fiil ve hareketlerin iyisini seçip icra etme şeklinde beliren rühi kuvvete sahip olmak; hareketleri- mizde kötü örneklerin, kötü telkin ve itiyatların tesirinde kalma- yarak kendi fiillerimizin bizzat yaratıcısı, sevk ve idare edicisi olmak demektir. Olabilir miyiz? İrådeli olmak elimizde midir? Fil ve hareketlerimizi bizzat tercih, sevk ve idare etmek ihtiyarımızda mıdır? Bu bir terbiye meselesi midir? Yoksa yaradılış neticesi mi? Yaradılış neticesi ise, terbiyenin, fikri ve manevi cehdin (gayretin) ruh ve karakter üzerinde hiç mi bir tesiri yoktur? Bu sualler ile