Hepimizin canavarları var. Kimi zaman bu canavarları kontrol edemez ve bu sebepten dolayı ışığımızı kaybedip sonsuza dek süreceğini düşündüğümüz bir karanlıkta kalırız. Tamamen karanlıkta kalmak insanı şok eder. Çünkü bir yerlerde her zaman, azıcık da olsa ışık vardır; bir lamba açık kalır, kapı aralıktır, ay ışığı ve yıldızların ışığı panjurların arasından sızar, elektronik bir cihazın ışığı yanıp söner…
Peki bu canavarlar nelerdir? Birazda onlardan bahsedelim. Bu canavarlar belki her gün yanımızda olan ve aklımızı olmayan şeylerle dolduran duygular ve bilişsel çarpıtmalardır. Bu canavarlardan bazıları şunlardır: endişe, stres, öfke, üzüntü, yorgunluk. Birde aklımızı “Saatin çalmayacak, okula geç kalıcaksın, özür dilemen gerekecek, kimse çok özür dileyen insanları sevmez, zaten başarısız olacaksın neden hâlâ çabalıyorsun.” Gibi olmayan ve olumsuz düşüncelerle zihnimizi meşgul eden canavarlar vardır. Bir noktadan sonra kişi çevresinden uzaklaşmaya başlayınca canavarlar daha da yakınlaşır ve asıl arkadaşının onlar olduğunu söylemeye başlarlar. Çünkü gerçek dünyada yapmanız gereken bazı sorumluluklarınız vardır. Bunları bazen isteyerek bazense istemeyerekte olsa yapmamız gerekir. Canavarlar yapmanız gereken ama istemediğiniz bir şeyi yapmamanız yönünde size yardım edince sizi dünyadan koruduklarına ikna edebilirler. Üstüne üstlük üzerinizde yorgunluk canavarı, dikkat dağıtma canavarı ve kafanızın içinde zaten kötü ve yetersiz olduğunuzu söyleyen ve bu şekilde kişiyi ikna eden canavarlar varken hayatın zorluklarıyla uğraşmak yerine yatağınızda yatmak ve hiçbir şey yapmamak insana daha kolay gelir. Psikolojik olarak çöktüğünüzü anlamayan kişiler özellikle ebeveynleriniz sizi sorumsuz olmakla suçlayabilir. Çevreniz artık çok değiştiğinizi, eskisi gibi olmadığınızı ve