Öyle görünüyor ki, bir gün üçümüz buluşacağız.
Birbirimizi tanıyacak mıyız? Nasıl olacaksınız? Ne giyiyor olacaksınız? Ben sizi hep tulumlarınızla hatırlıyorum, belki de üç parça bir kıyafet giyiyor olacaksınız ya da melekler gibi beyazlar içinde mi olacaksınız? Belki de ciddi görünmek için bıyığınız ya da sakalınız olacak. Değişmiş olacak mısınız, büyümüş olacak mısınız?
Beni tanıyacak mısınız? Çok kötü bir halde yanınıza gelebilirim.
Hâlâ engelli olup olmadığınızı sormaya cesaret edemeyeceğim… Cennette de engelliler var mı? Belki de diğerleri gibi olmuş olacaksınız?
Fransızcayı anlamadığınızdan ve ben de cince bilmediğimden dünyada size söyleyemediklerinden bahsedebilecek miyiz? En sonunda oturum erkek erkeğe önemli konulardan konuşabilecek miyiz?
Hiç mutlu olamamış, dünyaya sadece acı çekmek için ufak bir gezinti yapmaya gelmiş olan birinin ölümü korkunç bir şeydir.
Bir gülümseyişinin anısını saklanmak bile çok zor.
Onu gezdirirken sadece ayaklarını görebiliyor, artık gökyüzünü bile göremiyor.
Bir an, ayaklarının uçlarına küçük aynalar yerleştirmeyi hayal ettim, gökyüzünü yansıtacak dikiş aynaları.
Omurgasındaki eğrilik arttı, yakında nefes alma sıkıntılarına yol açacak. Omurgasını düzeltmek için riskli bir ameliyat geçirmesi gerekiyor.
Risk aldık, tamamen doğruldu.
Üç gün sonra ölüverdi.
Sonuç olarak, gökyüzünü görmesini sağlayacak olan ameliyat, başarılı oldu.
Özür dilerim Mathieu. Bu çarpık düşüncelerin aklımdan geçmesi benim suçum değil. Seninle dalga geçmek istememiştim, belki kendimle dalga geçmek istemiştim. Kendi zavallılığımla dalga geçebileceğimi kanıtlamak istemiştim.
Hiçbir şeyde kötülük görmüyorlar, masumlar gibi. İlk günahtan önceki, herkesin iyi olduğu, doğanın iyiliksever, bütün mantarların yenilebilir ve tehlike olmaksızın kaplanların sevilebildiği zamandan kalma onlar.