Mathieu ve Thomas uyuyorlar, onlara bakıyorum. Ne görüyorlar acaba rüyalarında?
Diğerleri gibi rüya görüyorlar mı?
Belki de geceleri, zeki olduklarını görüyorlardı rüyalarında.
Belki de geceleri intikamlarını alıyorlardır, üstün yetenekli olduklarını görüyorlardır rüyalarında.
Belki de geceleri teknik okul öğrencileridirler, araştırmacı ve mucittirler.
Belki de geceleri yasalar keşfediyorlardır, ilkeler, postulatlar, teoriler.
Belki de geceleri bitmek bilmez hesaplar yapıyorlardır.
Belki de geceleri Yunanca ve Latince konuşuyorlardır.
Ama gün doğar doğmaz, kimse şüphelenmesin ve huzurları kaçmasın diye, yeniden engelli çocuk kılığına bürünüyorlar.
Rahat etmek için, konuşmayı bilmiyorlarmış gibi davranıyorlar. Onlara hitap edildiğinde, cevap vermek zorunda kalmamak için anlamamazlıktan geliyorlar. Okula gitmek, ödev yapmak, ders çalışmak istemiyorlar.
Onları anlamak lazım, bütün gece ciddi davranmak zorundalar, gün içinde gevşeme ihtiyaçları var. Bu yüzden aptalca davranıyorlar.
Bir çocuk çikolatalı krema yerken üzerine batırdığında herkes güler; ama bu engelli bir çocuksa, gülünmez. Engelli bir çocuk kimseyi güldüremeyecek, asla ona gülerek bakan yüzler göremeyecek ya da birkaç aptalın alaylı gülüşlerine muhatap kalacak.
Bir gün, Matheiu ve Thomas’nın kaldıkları Engelliler Sosyal Sağlık Eğitim Merkezi’nin başhekiminden bir görüşme talep ettiğimi hatırlıyorum. Ona endişelerimi anlattım :Bazen kendime soruyordum, acaba Thomas ve Mathieu tamamen normal miydiler…
Bunu hiç komik bulmadı.
Haklıydı, hiç komik değildi. Bunun, nefes almamın tek yolu olduğunu anlamamıştı.
Şüphesiz bu bizimle bir bağ kutmak için, elindem tutmamız için bulduğu tek yol.
Şimdi Mathieu topumu kendi başına almaya gitti. Fazla uzağa attı topunu. Almasına yardım edemeyeceğimiz bir yere…