İnsanın yolculuğu dokunaklı bir musikinin nağmeleri gibidir. Sevinçler, üzüntüler, tasalar, kederler, kalp kırıklıkları gibi insan hâlleri yolcunun heybesindeki azıklarıdır. Yolcu bu hâllerden payına düşeni alır. Ya yorgun düşer, pes eder ya da her türlü zorluğu göğüsler ve yoluna devam eder. Her şartta yola devam etmek insanı diri tutar, yaşama sevincini artırır, hayatın anlamını özümsemiş olur. Hayatı ciddiye almak insanın kendini önemsemesidir, kendine saygı duymasıdır.
Goethe, "Tabiat, her yaprağında en derin yazılar olan biricik kitaptır" demiş. Bu biricik kitabın sayfalarını aralamak ve gözlerden ırak olmak için, kısa süreliğine de olsa şehirden uzaklaşmak her zaman iyi gelmiştir.
Isınmak için iyice ateşe sokuluyoruz. Ateş bizi hem ısıtıyor hem de o ilahi ikazı hatırlatıyor: "Kâfirler için hazırlanmış olan ateşten sakının." Yanan ateşin karşısında imtihan gününü düşünüyorum. "En ağır sınavdan en saf olan geçer" (Gülten Akın) diyen şairin sözüne dikkat kesilerek...
Kar yağışı sadece pencerelerden seyredilmekle geçiştirilir. Dışarıda kartopu oynamak, kardan adam yapmak, üşüyünce yanan sobada ısınmak artık eskilerde kaldı.