"Dilin fakirleşmesi, düşünce pınarının kurumasıdır. Düşünce dünyamızdaki fakirlik dilimize kuruluk, tekdüzelik ve yüzeysellik olarak yansıyor. Türkçe gibi son derece zengin, ruhunu koruyarak kendini her zaman geliştiren, derinleştiren ve canlı kalan dinamik bir dili birkaç bin kelimeye indirgedik. Böylece düşünce ufkumuzu da daralttık. Artık düşünemez, düşündüğümüzü ifade edemez hâle geldik."
Mevlânâ Hazretleri’nin oğlu Sultan Bahâeddin Veled, şu hâtırasını nakleder:
“Bir gün bana büyük bir ruh bezginliği ve iç sıkıntısı gelmişti. Beni bezgin ve sıkıntılı gören babam:
–Birinden mi incindin de böyle sıkıldın? dedi. Ben de:
–Bilmiyorum ki bu ne hâldir? dedim. Babam kalkıp eve gitti, bir müddet sonra baktım ki kurt postunu çevirip başına geçirmiş, çocukları korkuttukları gibi: “Bu! Bu! Bu!” diyerek yanıma geliyor. Babamın bu hoş hareketi sebebiyle beni bir gülme tuttu ki anlatamam. Hemen yere kapanarak ayaklarını öptüm. Babam:
-Bahaddin! Eğer bir güzel ve latif sevgili sana sıkı sıkıya bağlansa, dâima seninle şaka, şenlik etse ve birdenbire yüzünün şeklini değiştirip gelse ve sana “Bu! Bu! Bu!” dese ondan hiç korkar mısın? buyurdu.
Ben de:
–Hayır, korkmam dedim. Bunun üzerine babam:
–Seni sevindiren, seni sevinç ve neşe içinde tutan sevgili, seni üzen ve kendisinden sıkıntı duyduğun aynı sevgilidir. Hep O’dur, hep O’ndandır ve hep O’ndan feyizlenirsin. O hâlde niçin boş yere üzgün duruyor, sıkıntının elinde âciz kalıyorsun? buyurdu.
Babamın bu hareketi ve sözleri üzerine derhal hâlim değişti, taze gül gibi açılıp ferahladım. Ömrüm boyunca da başka gam yüzü görmedim ve üzülmedim, dünyanın gamı kederi yanıma yaklaşmadı.” (Ahmed Eflâkî, Ariflerin Menkıbeleri, trc. Tahsin Yazıcı, İstanbul 1973, I, 265-266) (Dr. Murat Kaya, Ebedi Yol Haritası İslam, Erkam Yay.)
Öyle yerler var ki, orada kapıları zorlamanın çok da bir anlamı yok, öyle anlar var ki rüzgârın aksine doğru yürümeye çalışmak manasız. Öyle zamanlarda teslimiyetle, kendinizi akıntıya, rüzgara teslim ederek, olayların seyrini gözlemleyerek bir anlam çıkarabilirsiniz. Bazı anlarda bırakmak lazım, olaylar bakalım nereye akıyor... Belki de sizi ulaştıracağı vadi daha evvel hiç tahmin etmediğiniz çok müstesna bir yerdir.