Dünyaperest insanlar ne çok arttı değil mi? Yalnız bu dünyayı bilen, yalnız bu dünyayı seven, yalnız bu dünyanın renklerini görüp ancak onlara meyleden, çok ve çabuk meyleden yalnız bu dünyanın insanı. Seven sevdiğine benzer, seven sevdiğiyle hâllenir. Dünyaya bu denli ihtimam gösteren, en çok dünyayı seviyordur çünkü. Aynı şeyi seven ve aynı şeylerden hazzetmeyen insanlar "aynı dünyanın insanı"dır çünkü. Bu yüzden bambaşka dünyalara meyleden, bambaşka dünyanın müdavimi olan insanlarla ölümcül bir ruh mesafesi hissederiz artık.
Ne efsunlu sır ve ilahî ironiydi. Dünyanın en güzel aşk şiirini en büyük şairlerin değil, bir padişahın bir köleye yazdığı şiir oluşu: "Şîrler pençe-i kahrımdan olurken lerzân / Beni bir gözleri âhûya zebûn etti felek." Yavuz Sultan Selim. Bir cariyenin âhú gözlerine yenilmeyi göze alan bir yeryüzü aslanı. Belki de en güzel yenilmek ve dolayısıyla yönetmek budur. Dünyayı değil, dünyayı yöneten adamı yönetmek. Yönetme hırsı duymadan yönetmek, ruhuna ve kalbine tesir ederek yönetmek, yönetmeden yönetmek. "Herkes bu meydana bir zafer için gelir; ben ise sade sana yenilmek için geldim" demişti Sâmiha Ayverdi. Bazen insanın ömrünce aradığı budur. Aşkla, mutlulukla ve büyük bir zevkle yenilmek isteyeceği o kişiyi bulmak... Ve bulamaz insan çoğu zaman.
İnsanı en çok seçimleri ve reddettikleri ile vazgeçtikleri ele verir. Bir insanın karizmasını arşa çıkaran şeyse ruhundaki "Yusuf mizacıyla reddettiği şeylerdir. Neleri, ne uğruna, ne amaçla, nasıl reddetmiş? Hayat türlü türlü oyunlarıyla, tuzaklarıyla sayısız Züleyha çıkarıyor karşımıza. Yusuf'u Yusuf yapan vasfı da tenezzül etmemekti.
"Aşk, cinsellikten özellikle uzak tutulur; çünkü amaç, tensel hazdan uzakta, insanı gündelik varoluşun kabalığından çekip çıkaran o içsel inceliğe erişmektir."