Hatırlayalım, İbrahim (Aleyhisselâm) bir ateş yakabildi mi? Musa (Aleyhisselâm) bir kavmi ile beraber deniz boğabildi mi? İsmail (Aleyhisselâm) bir bıçak kesebildi mi? Mevlâ Teala'mızı böyle biliriz. Ama başımıza bir şey gelince bunları unuturuz.
Büyük bir alim ders almak istedi. Meşayihten bir zata intisab etmeyi diledi. O şeyh efendi bu zata dedi ki: "Kitaplarını bir sandığa koyup Nil ırmağına atarsan olur."
O kimsenin kitapları atılacak gibi değil fakat tarikata girmeyi çok arzu ettiğinden peki diyor, kitaplarını toplayıp bir sandığa koyuyor, kilitliyor ve Nil nehrinin yanına gidiyor fakat atmağa kıyamıyor.
Sonra şeyhin yanına geliyor. Şeyh ona: "Attın mı?" diye soruyor. O da: "Attım" diyor. Şeyh: "Peki ne gördün?" O kimse: "Bir şey görmedim" deyince Şeyh: "Öyle ise atmadın, git at da gel" diyor. Gidiyor, geliyor, atmak istiyor kıyıp gene atamıyor. Yine şeyhin huzuruna geliyor.
"Attın mı?" deniyor, "attım" diyor. "Ne gördün" diyor şeyh. O kimse: "Hiç bir şey" diyor. Şeyh yine atmadığını, atmasını söylüyor.
Üçüncüsünde atıyor. Nil nehrinden bir el çıkıp kitap sandığını alıyor, kayboluyor. Şeyhin yanına geldiğinde şeyh "attın mı?" deyince "attım" diye cevap veriyor. "Ne gördün", "Bir el gördüm, sandığı aldı." Şeyh efendi efendi "şimdi tamam" diyor. Onu kabul ediyor. O da çalışıp tarikatı bitiriyor.
O zaman şeyh: "Şimdi al kitaplarını" diyor. Kitapların hiç bir yerine bir şey olmadığı halde ona veriyor.