Oysa insan kendi başına bir güçtür. Capcanlı bir güç. İçinin derinliklerine bakabilse, görebilse o derinlikte parlayan ışığı, belki de çıktığı yolculuk dışa değil içe doğru olur. Ama karanlıktan korkar insan, hele ki kendini tanımayan insan, en çok kendi karanlığından korkar. Ama kendi karanlığından korkanı başkasının ışığı ne kadar aydınlatabilir?
İnsan ne kadar meraklıdır kendini göstermeye, içinde ne var ne yok dışarı saçmaya. En mahrem yanını bile durup dinlenmeden anlatmaya. Memnun olsaydı kendinden, anlatmak zorunda kalır mıydı kendini? Memnun olmayandır kendini bunca anlatan.
Kendine doğru çıktığı yolculuklarda, hep başkalarında mola verir insan. Ama çoğu zaman bu molalar çatışmayla son bulur.
İnsanın Öteki'si, arayışa çıkanın önünde engeldir daima. Mutlu olanlar, aramayanlardır. Çünkü zaten sahip olduğu, doğarken bulduğudur ve bundan da mutludur. Çok az insan mutludur, doğar doğmaz bulduğundan. Tüm yolculuklar ve arayışlar da zaten yeni bir ikamet alanı bulmak için değil midir? Var olanın içinden, bir ihtimale doğru bir yolculuktur bu. Her türlü hayal kırıklığını kendi içinde barındıran ve bulduğunda ne umulduğu meçhul bir arayış.
Her insan, kendisi kadar farklıdır diğerlerinden. İnsanlar birbirlerine, kendileri olmadıkları zamanlarda benzerler. Ve hayatın, daha çok belirsiz olan insanları kapsadığı söylenebilir. Bu aslında bir anlamda da belirli olma çabasıdır.
Hayatın içinde bir belirlilik çabası içine girmeyenler, kimilerine göre belirsiz olan o alanın içinde kendi belirli yaşamlarını kurarlar. Kimseyle benzer olma telaşını yaşamaya gerek duymazlar.