“Taşta kan vardı, gökyüzünde dolunay, bahçede toprak kokusu. Ürkütücü bir serinlik içinde yüzüyordu ağaçlar. Kış güllerinin katmerlenme vaktiydi, nergislerin tazelenme demi. Yedi kişi girmişti bahçeye...
Kitap bu sözlerle başlıyor ve adeta bizi içine çekiyor . Ahmet Ümit'in okuduğum en iyi romanı diyebilirim . Nedenine gelecek olursam günümüz ve Mevlana dönemindeki olayların aktarımı çok güzel bir şekilde birleştirilmiş .Ahmet Ümit'in bildiğimiz polisiye yazım etkisinden biraz daha farklı olarak , içinde sırlarla dolu mistik olaylar, geçmişle birleştirilerek bizi farklı bir dünyaya çekiyor .
Ana karakterimiz Karen Kimya Greenwood'un küçüklükten beri gelen baba hasreti , doğduğu topraklar ve Konya'da yaşayan insanlarla düşündüğü seziler kitapta okuyucuya çok güzel bir şekilde hissettirilmiş . Babası Poyraza küçüklükten beri olan kırgınlığının aslında ona olan özleminden kaynaklandığı , kitabın sonunda babasını affetmesi ,babasına ne kadar düşkün olduğu ve onu ne kadar çok sevdiğini kitapta görüyoruz .
Karen Kimya ve babasının hikayesi anlatılırken aynı zamanda Mevlana ve Şems hazretlerinin zamanından parçalar sanki Karen Kimyanın o dönemde yaşıyormuş gibi olayların içinde olması Karenin ikinci ismi olan Kimyayı aslında bu hikayeden aldığını öğrenmesi , Mevlana ve Şems hikayesinden babasına dair izler bulması çok etkileyici ...
Kesinlikle okunmalı ve okutulmalı diyorum . Keyifli okumalar ...