Aşk kitabına başlarken içimde pek okuma isteği yoktu, biraz mesafeliydim. ama sayfaları çevirdikçe kitap beni içine çekti hatta o satırları okurken "aşka inanmadığını söyleyen ben bile çok aşık olmak istedim" aşkın o dönüştürücü gücünü ben de hissetmek istedim.
ama kitabın sonlarına doğru hikaye beni hem üzdü hem de sinir etti. Özellikle Şemsin, Kimyaya yaşattıkları, o yüksek maneviyatın arkasındaki bencil ve sert tutumu içimi acıttı. Diğer yandan Mevlananın eşi Kerraya karşı olan mesafeli davranışı da beni çok sarstı ve sinirlendirdi. Mevlana tıpkı öğrencilerine yaptığı gibi karısına da bir şeyler öğretebilir, onunla da o derin konuları konuşup sohbet edebilirdi. Kitabı okurken Kerranın o dışlanmışlığına ve yalnızlığına çok hak verdim ve onun adına gerçekten çok üzüldüm. Önyargıyla başlayıp elimden düşüremediğim, insanı aşka özendiren ama bir yandan da Şems ve Mevlananın kadınlara karşı tavrıyla buruk ve öfkeli bir tat bırakan, çok farklı bir deneyimdi.
(eleştirilerim ve yorumlarım kitapta anlatılan, Elif Şafak'ın kurguladığı Şems ve Mevlana karakterleri için geçerli; tarihteki gerçek kişilikleri için değil.)