Umut bir inanç eylemidir. Biz onun inanılırlığını suistimal ettik; umut öldü. Hazdan vazgeçmişken kendimize büyü yapıp umut besleyemeyiz. Umutsuzca ummak bilgelik olurdu, ama mümkün değil.
Belki o da siz büyüleyici, narin varlıklar gibi, kendi zarafetinin duyarsız ve bilinçsiz tanığıydı. Belki en gerçek güzelliği benim arzumda saklıydı. O hayatını yaşadı ama belki bir tek ben onun hayatını düşledim.
Hiçbir yer orası kadar annemle dolu değil; annem o bahçeyi varlığıyla ve bilhassa yokluğuyla damgalamıştı. Seven kişi için yokluk varlıkların en kesin, en etkili, en canlı, en sağlam, en sadık olanı değil midir?
"Kızmaya hakkım yok, diye düşünüyordu Violante. Onu yüce gönüllülüğünden ötürü sevmemiştim; aşağılık bir adam olduğunu itirafa cesaretim olmasa da pekâlâ seziyordum. Bu onu sevmemi değil, yüce gönüllülüğü ayni ölçüde sevmemi engelliyordu sadece. Bir insanın hem aşağılık olup hem sevilebileceğini düşünüyordum. Ama sevgi bittiği andan itibaren gönül insanları tercih ediliyor. Bu alçağa tutkum tamamen zihinsel olduğu, duyuların etkisinde kalmak gibi bir mazereti olmadığı içi iyice tuhaftı."
"Yarın, yarından sonra bir yarın, bir yarın daha
Sürüp gidiyor günden güne küçük adımlarla ;
Geçmiş günlerimizse nice sersemlere ışık
tutmuş,
Ölüm yolunda toz toprak olmazdan önce.
Sön, cılız kandil, sön! Hayat dediğin ne ki:
Yürüyen bir gölge, bir zavallı kukla bu
sahnede:
Bir saat boy gösterip boyun kırıp gidecek!
Bir daha da duyulmayacak artık sesi.
Bir aptalın anlattığı bir masal bu:
Kuru gürültüler, deli saçmalarıyla dolu."
Shakespeare - Macbeth