Geleneğimizi ve cevherimizi tayin eden de mucize değildir; parıltıları elinden alınmış, kendi yoklukları içine batmış ve geviş getirmelerimizin yegâne konusu olmuş bir evrenin boşluğudur
Bütün kurtuluş öğretilerinin kusuru, tamamlanmamışlığın iklimi olan şiiri ortadan kaldırmalarıdır. Şair, selamete ermeye özendiğinde kendine ihanet etmiş olur: Selamet, şarkının ölümüdür, sanatın ve ruhun yadsınmasıdır.
Selamet her şeyi bitirir; bizi de bitirir. Bir kez selamete erdikten sonra, kendine hala canlı demeye kim cesaret edebilir? Ancak acıdan kurtulmayı reddetmekle ve adeta dinî bir dinsizlik eğilimiyle gerçekten yaşanır. Selamet yalnızca canilere ve azizlere, yaratığı öldürmüş ya da aşmış olanlara musallat olur; ötekiler, -ölesiye sarhoş bir halde- mükemmelliyetsizliğe gömülürler…
..Fakat yalnızca kendinimizin matemini tutarız. Eğer etrafımızda sürünen sonsuz sayıdaki can çekişmeyi, birer gizli ölüm olan bütün hayatları sevip anlayabilseydik, acı çeken varlık sayısında kalp gerekirdi bize. Ve geçmiş üzüntülerimizin tamamını mevcudunda bulunduran, mucizevi bir şekilde güncel bir hafızamız olsaydı, böyle bir yükün altında çökerdik. Hayat, ancak muhayyilemizin ve hafızamızın zayıflıklarıyla mümkündür.